Art+Style Q&A’nın bu haftaki konuğu koleksiyoner Mehmet Ali Bakanay. Yves Saint Laurent’ın Mondrian elbisesinden David Bowie’nin stiline, Richard Serra’nın heykellerinden Mark Rothko’nun Seagram Murals serisine uzanan söyleşide Bakanay, sanat ve moda arasındaki ilişkiyi kişisel tercihleri üzerinden ele alıyor.

Art+Style bu hafta Mehmet Ali Bakanay’ı konuk ediyor. Sanat koleksiyonerliğiyle tanınan Bakanay, sanat ve stil arasındaki ilişkiye dair kişisel seçimlerini ve ilham kaynaklarını paylaşıyor. Yves Saint Laurent’ın Mondrian elbisesinden David Bowie’nin kendini yeniden yaratma biçimine, Richard Serra’nın heykellerinden Anselm Kiefer’in malzeme dünyasına uzanan söyleşide; zamansız stil, kişilik ve sanatın gündelik hayata etkisi üzerine konuşuyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Yves Saint Laurent’ın Mondrian elbisesi. Sanatın duvarlardan çıkıp gündelik hayatın bir parçasına dönüşmesinin en ikonik örneklerinden biri.

Yves Saint Laurent’ın Mondrian elbisesi

Bugünün erkek modasında eksik bulduğunuz şey ne?

Kişilik ve cesaret. İyi giyinmek başka, kendine ait bir stil yaratmak başka. Bence stil, kuralları ne zaman görmezden geleceğini bilmektir.

Hayalinizdeki otomobili bir sanatçı tasarlayacak olsa kimi seçerdiniz?

Richard Serra. Heykellerindeki güçlü formları ve malzemenin ağırlığını bir otomobile taşımasını isterdim. Sadece bir otomobil değil, hareket hâlinde bir heykel.

Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?

Giorgio Armani. Çünkü gerçek zarafetin zamana direnmesi gerektiğine inanıyorum. İyi stil, modanın peşinden koşmak değil, kendine ait bir çizgi yaratmak.

Erkek stilinde sizi en çok etkileyen sanatçı ya da kültürel figür kim?

David Bowie. Kendini sürekli yeniden yaratabilmesi, kimseye benzememesi ve bunu bir özgürlük biçimine dönüştürmesi çok etkileyici. Gerçek stil biraz da budur.

Bowie in New York in around 1970 (Getty)

Zamansız bir davete, geçmişten ya da günümüzden kiminle birlikte gitmek isterdiniz?

Charlotte Rampling. Zamansız bir güzelliği, güçlü bir karakteri ve çabasız bir zarafeti var. Fazla söze gerek bırakmayan insanları seviyorum.

Charlotte Rampling Fotoğraf: Alain Dejean/Sygma Getty Images

Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?

Julian Schnabel. Sanatla yaşam arasındaki sınırları nasıl ortadan kaldırdığını görmek isterdim. Özellikle Palazzo Chupi’deki atölyesi, sanatın yalnızca üretilmediği, yaşandığı bir dünya gibi geliyor.

© Harry Benson | Julian Schnabel at home, Palazzo Chupi, New York, 2011 | Artsy

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?

Rahat, rafine, zamansız.

Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu?

Mark Rothko’nun Seagram Murals serisinden bir eser. Bir sanat eserinin yalnızca bir mekânı değil, insanın ruh hâlini de değiştirebilmesi beni etkiliyor.

Rothko’nun, 2008 yılında Londra’daki Tate’te sergilenen Seagram Murals. © 1998 Kate Rothko Prizel & Christopher Rothko / Artists Rights Society (ARS), New York. Fotoğraf © Tate 2026

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?

Palermo. Akdeniz’in rahatlığı, biraz bohem ruh ve kendiliğinden gelen bir şıklık. Fazla cilalı değil, karakterli. Bence cool olmak biraz da kusurları sevebilmek.

Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?

Anselm Kiefer. Malzemeleri, dokuları ve katmanlarıyla modanın alışılmış sınırlarının dışında bir dünya yaratabilirdi. Ortaya çıkan şeyin yalnızca güzel değil, güçlü bir hikâyesi de olurdu.