İrem Öztürk

Valentino’yu tanıyan biri için onun kırmızıyla kurduğu ilişki, aristokrat zarafeti ve couture disiplinine olan sarsılmaz sadakati zaten bilinen bir hikâye. Ancak Garavani’nin asıl mirası, çoğu zaman siluetlerin ve gala gecelerinin arkasında kalan daha sessiz, daha derin bir etki alanında yatıyor. O yalnızca elbise tasarlamadı. Modanın nasıl “davranması gerektiğine” dair görünmez bir etik kod yazdı.

Maison'un 40. yıl dönümü günü, Palazzo Mingnanelli'nin girişindeki Igor Mitoraj'ın heykeli önünde.

Valentino’nun en az konuşulan ama en belirleyici yönlerinden biri, kontrolle olan takıntılı ilişkisi oldu. Atölyesinde hiçbir detayın tesadüfe bırakılmadığı bilinir, ancak bu yalnızca estetik bir mükemmeliyetçilik değildi. Garavani, modayı bir tür sahne sanatı olarak görüyordu. Ona göre bir elbise, ancak onu taşıyan kişinin duruşuyla tamamlanırdı. Bu yüzden fitting’ler sırasında modellerin nasıl yürümesi gerektiğine, ellerini nasıl konumlandıracağına, hatta bir odaya nasıl gireceğine kadar yönlendirdiği anlatılır. Valentino’nun dünyasında tasarım, kumaşta değil, bedende son hâlini alırdı.

Onu yakından tanıyanların anlattığı bir başka çarpıcı detay ise, görsel hafızasının neredeyse fotoğrafik düzeyde olmasıydı. Arşivinde on yıllar önce yaptığı bir elbisenin omuz eğimini, bir dikiş hattının hangi koleksiyonda ilk kez kullanıldığını ya da bir müşterinin hangi gece hangi tonu giydiğini hatırlayabilirdi. Bu hafıza, nostaljiye saplanmak için değil, geçmişi sürekli güncellemek için vardı. Valentino için arşiv bir müze değil, yaşayan bir organizmaydı.

Moda dünyasında pek az kişinin bildiği bir başka yönü ise, genç tasarımcılara karşı sessiz ama stratejik bir destekçi olmasıydı. Açık bir mentor figürü gibi davranmazdı, isim vermezdi, sahnede görünmezdi. Ancak Roma’daki atölyesine çağırdığı, işlerini izlediği ve perde arkasında bazı kapıları açtığı isimler yıllar sonra moda sahnesinin merkezine yerleşti. Valentino, kendisinden sonra gelecek estetiği doğrudan şekillendirmek yerine, onu dolaylı olarak yönlendirmeyi tercih etti.

Garavani, stüdyosunda bir mankeni giydirirken. Atelier Couture. ‘Telegraph’ Dergisi, Ağustos 1990.
Fotoğraf: © Snowdon/Camera Press, Londra / Taschen

Onun hayata bakışı, lüks kavramını da alışıldık yerinden kaydırdı. Garavani için lüks, pahalı olmak değil, nadir olmaktı. Bu yüzden hiçbir zaman kitlesel bir “erişilebilirlik” anlatısına yönelmedi. Moda endüstrisi hız ve çoğaltma üzerine kurulurken, Valentino bilinçli bir yavaşlıkta ısrar etti. Bu, yalnızca estetik bir tercih değil, zamanın ruhuna karşı alınmış bir pozisyondu. Onun dünyasında bir elbise, bir sezonluk değil, bir ömürlüktü.

Efsanevi moda anları dendiğinde akla hep kırmızı halılar, ikonlaşmış elbiseler ve kraliyet görünümleri gelir. Ancak Valentino’nun asıl devrimlerinden biri, haute couture’ü yalnızca elit bir alan olmaktan çıkarıp bir tür kültürel referansa dönüştürmesiydi. Sinema, sanat ve mimarlıkla kurduğu bağlar, Valentino’yu bir moda evi olmaktan çok bir estetik evrene dönüştürdü. Koleksiyonlarında sıkça görülen tarihsel göndermeler, sadece geçmişi yüceltmek için değil, bugünü daha “ağır” ve anlamlı kılmak içindi.

Kişisel hayatında ise bu teatral ihtişamın tam tersine, neredeyse manastır disiplinine yakın bir düzeni olduğu bilinir. Günleri belirli saatlerde başlar, belirli ritüellerle devam ederdi. Bu rutin, yaratıcılığı kısıtlayan değil, onu güvenli bir çerçeveye alan bir yapıydı. Valentino için özgürlük, sınırların içinde hareket edebilmekti.

Belki de onun en şaşırtıcı katkısı, modada duygusal süreklilik fikrini yerleştirmesiydi. Trendlerin gelip geçici olduğu bir dünyada, Valentino estetiğin kalıcı olabileceğini kanıtladı. Bir Valentino elbisesi, yalnızca bir dönemi temsil etmez. Bir duyguyu taşır. Güçlü ama kırılgan, mesafeli ama davetkâr bir duyguyu.

Valentino Garavani’nin ardından kalan miras, yalnızca arşivlerde saklanan couture parçaları değil. Modanın hâlâ yavaşlayabileceğini, derinleşebileceğini ve zamana karşı direnen bir zarafet dili kurabileceğini gösteren bir düşünce biçimi. O, modaya bir stil değil, bir duruş bıraktı.