Moda, heykel, mühendislik ve sahne sanatları aynı podyumda buluşuyor. Adam Selman’ın yaratıcı yönetiminde dört mevsimden ilham alan 2026 Victoria’s Secret Fashion Show, ikonik kanatları bu kez hareket, malzeme ve teknik yaratıcılık üzerinden yeniden yorumluyor.
18 Ekim 2026’da Los Angeles’taki Sony Pictures Studios’ta gerçekleşen Victoria’s Secret Fashion Show, yalnızca iç giyim tasarımları ve yıldız modellerle değil, podyumu bir görsel anlatı alanına dönüştüren sahne tasarımıyla da dikkat çekti. Markanın ikonik kanatları, bu yıl tüylerin ve kristallerin ötesine geçerek el işçiliği, hareketli mekanizmalar ve deneysel malzemelerle şekillenen heykelsi tasarımlara dönüştü.

Gösterinin merkezinde, Victoria’s Secret’ın Baş Yaratıcı Yöneticisi Adam Selman’ın geliştirdiği dört mevsim konsepti yer alıyor. İlkbaharın çiçekli formlarından yazın yansıtıcı metalik yüzeylerine, sonbaharın dantel dokularından kışın kristal ve kar çağrışımlı ihtişamına uzanan koleksiyon, doğanın dönüşümünü moda üzerinden yorumluyor. Selman’ın yaklaşımında mevsimler yalnızca renk ve malzeme seçimlerini değil, ilişkilerin duygusal evrelerini de temsil ediyor. Böylece defile, birbirini izleyen görünümlerden oluşan bir sunum olmanın ötesinde, kendi içinde değişen bir atmosfer ve anlatı kuruyor.
Dört mevsim, dört farklı tasarım dili
Konseptin yaratıcı çerçevesi Adam Selman tarafından oluşturulurken Victoria’s Secret’ın Creative Atelier + Fashion ekibinin başkan yardımcısı Marley Glassroth da koleksiyonun geliştirilmesinde rol oynuyor. İlkbahar bölümünde markanın geçmişinden gelen pembe tonlar ve ikonik çiçek motifleri yeniden yorumlanıyor. Özellikle şakayık çiçeğinden ilham alan kanatlar, tek tek kesilmiş ve elle boyanmış kumaş yapraklarından meydana geliyor.
Bu tasarımlardan biri, bir kinetik sanatçıyla gerçekleştirilen iş birliği sayesinde model yürüdükçe açılıp kapanabiliyor. Böylece kanat, bedene sabitlenmiş dekoratif bir unsur olmaktan çıkarak hareketle tamamlanan bir tasarım nesnesine dönüşüyor. Geleneksel kostüm işçiliğinin mekanik sistemlerle buluşması, gösterinin en dikkat çekici tasarım yaklaşımlarından birini oluşturuyor.
Yaz bölümünde ise atmosfer değişiyor. Disko kültüründen ve gece hayatının enerjisinden beslenen tasarımlarda metalik yüzeyler, büyük hacimler ve ışığı yansıtan parçalar öne çıkıyor. Asimetrik kanat tasarımlarından birinin üretim süreci, yaratıcı fikrin nasıl teknik bir probleme dönüştüğünü gösteriyor: İlk olarak bir eskizle şekillenen tasarım, New York’ta bir zanaatkâr tarafından üç boyutlu baskı yöntemiyle üretiliyor ve otomotiv sektöründe kullanılan krom kaplama işlemiyle ayna benzeri bir yüzeye kavuşuyor.
Sonbahar bölümünde malzemeler daha yumuşak ve dokunsal bir karakter kazanıyor. Ten tonları, altın renkleri ve dantel bir araya gelirken markanın Very Sexy koleksiyonundaki toffee tonlu dantel, kristallerle tamamlanan kanat tasarımlarında kullanılıyor. Kış bölümünde ise kristaller, parlak yüzeyler, beyaz tonlar ve hacimli formlar finalin dramatik etkisini oluşturuyor. Swarovski iş birliğiyle hazırlanan kristalli görünümler de bu görsel dünyanın parçaları arasında yer alıyor.
Bir çift kanat nasıl tasarlanıyor?
Victoria’s Secret’ın kanatlarını özgün kılan unsurlardan biri, görsel ihtişam ile fiziksel işlev arasında kurulması gereken hassas denge. Tasarımın podyumda etkileyici görünmesi yeterli değil; aynı zamanda modelin bedenine uyum sağlaması, yürüyüş sırasında dengede kalması ve hareketle birlikte istenen formu koruması gerekiyor.
Bu nedenle üretim süreci yalnızca çizim ve süsleme aşamalarından oluşmuyor. Tasarımın biçimine göre taşıyıcı yapıların oluşturulması, malzemenin ağırlığının değerlendirilmesi, bağlantı noktalarının planlanması, bedenle uyumun kontrol edilmesi ve son yüzey işlemleri de sürecin bir parçası. 2026 koleksiyonunda bu aşamaların nasıl çeşitlendiğini, kumaş yaprakların hareketli mekanizmalara dönüşmesinden üç boyutlu baskıyla üretilen metalik görünümlere kadar pek çok örnekte görmek mümkün.
Bazı tasarımlarda gerçek tüylerin hafifliğini ve hareketini taklit etmek için hayvansal kaynaklı malzemeler yerine köpük, lazerle kesilmiş kumaş ve ince plise teknikleri kullanılıyor. Daha büyük kanatlardan birinde ise kumaş tüylerin altına kaynaklı bir metal taşıyıcı yapı yerleştirilerek formun korunması sağlanıyor. Model yürürken oluşan hava akımı da tasarımın hareketine katkıda bulunuyor.
Bu ayrıntılar, kanatların yalnızca süsleme nesneleri olmadığını gösteriyor. Her biri, estetik kararların yanı sıra malzeme bilgisi, yapısal tasarım ve hareket üzerine düşünülmesini gerektiren giyilebilir formlar olarak ele alınabilir.
Tasarımcıdan zanaatkâra uzanan yaratım süreci
Bu ölçekte bir gösterinin tasarım süreci, tek bir kişinin çiziminden ibaret değil. Adam Selman koleksiyonun yaratıcı yönünü ve genel estetiğini belirlerken Marley Glassroth ve yaratıcı ekip, bu yaklaşımın farklı görünümlere dönüşmesinde rol oynuyor. Kanatların fiziksel üretimi ise tasarıma özgü teknik çözümler geliştiren zanaatkârların ve uzman üreticilerin katkısıyla tamamlanıyor.
Her tasarımın aynı yöntemle üretilmemesi, bu sürecin önemli bir parçası. Bir kanat elle boyanmış kumaş yapraklardan oluşurken bir diğeri üç boyutlu baskı ve krom kaplamayla şekillenebiliyor; başka bir tasarımda ise dantel, kristal ve taşıyıcı metal yapı birlikte kullanılabiliyor. Dolayısıyla üretim yöntemi, yalnızca tasarımın görünüşüne değil, nasıl hareket edeceğine ve podyumda nasıl bir etki yaratacağına da yön veriyor.
Bu yaklaşımın bir diğer önemli boyutu, zaman. Tasarımların karmaşıklığına bağlı olarak üretim bir ila dört ay sürebiliyor. Mekanik hareketlerin kurulmasından son yüzey işlemlerine kadar farklı aşamalar, uzmanlık gerektiren bir iş bölümünü zorunlu kılıyor.
Moda ile heykel arasındaki sınırda
Victoria’s Secret Fashion Show’un görsel hafızasında kanatların bu kadar güçlü bir yere sahip olması, onların yalnızca markanın tanınabilir simgeleri olmasından kaynaklanmıyor. Büyük hacimleriyle bedenin çevresindeki boşluğu değiştirmeleri, ışığı ve hareketi kullanmaları, onları heykel ve sahne tasarımıyla ilişkilendiriyor.
2026 koleksiyonunda çiçek yaprakları, krom yüzeyler, dantel, kristal ve yapay tüy dokuları aynı tasarım dünyasının farklı ifadelerine dönüşüyor. Bir yanda el işçiliği ve geleneksel süsleme teknikleri, diğer yanda kinetik mekanizmalar ve dijital üretim yöntemleri bulunuyor. Bu birliktelik, moda tasarımının yalnızca kumaş ve siluet üzerinden değil, malzemenin davranışı, hareket ve mekânla kurulan ilişki üzerinden de değerlendirilebileceğini gösteriyor.
Defilenin ortaya koyduğu temel fikir şu: Bir kanadı etkileyici kılan yalnızca boyutu ya da üzerindeki süslemeler değil; tasarım fikrinin, teknik bilginin ve zanaatkârlığın bir araya gelerek bedende ve hareket içinde hayat bulması.
