Cumartesi, Eylül 19

Nail Keçili: “Neden Neden Neden…”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Neden bunca yıllık koca Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı biz Türkler sanata değer verme işini gitgide azalttık?  

Osmanlı’nın kılığından kıyafetinden, sarayların dekorasyonundan, içeride bulunan resimlerden, süs eşyaları ve objelerinden her şeyde her şeyde büyük muhteşemlik görüyoruz. Müzelere gidip Dolmabahçe Sarayı’nı, Topkapı Sarayı’nı, Av Köşklerini gezdiğimizde müthiş derecede etkileniyoruz. Olağanüstü güzellikler ve değerler görüyoruz. Ardından Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Atatürk’ün özellikle deniz sevgisi sebebiyle kullandığı ve sonradan hala anlayamadığım bir şekilde hiçbir türlü adını sanını duymadığımız Ertuğrul Yatı… Muhteşem bir sanat eseri muhteşem bir değer. Nerede nerede nerede yahu? Onu da mı jilet yaptık? Onu da mı yakıp yıkıp yok ettik?

Daha sonra ülkeye Savarona geldi. Savarona, muhteşem bir tekne. Nasıl şık, nasıl güzel Yarabbi. Heybeli Ada’nın önünde, Deniz Harp Okulunun evreninde bulunduğu sırada bilinmediği söylenen fakat benim gibi denizciler ve komodorlar tarafından bildiği üzere Savarona orada yakıldı. Ne yazık ki bazı omuzu kalabalık yahut kolları kalabalık denizciler tarafından yakıldı. Yakıldı ve hedef önce içindeki bütün değerleri soyup yani çalıp ondan sonra gemiyi yakmaktı. Ki öyle de oldu. Ve halatıyla zinciri kesilerek tekne rüzgâra bırakıldı. Zannedildi ki Marmara’nın esen rüzgârları onu alıp Heybeli Ada’nın dışında açık denize sürükleyecek ve orada muhteşem Savarona yanacak, paramparça olup batacak. Olmadı olmadı rüzgâr öyle bir değişti ki Savarona geldi Deniz Harp Okulu’nun önüne yasladı. İtfaiyeler gelip söndürdüler ama teknenin özellikle içi bitmişti. Çekerek götürdüler askeriyenin Gölcük Tersanesi’ne. Orada ne yazık ki ölüme bıraktılar. Fakat ne oldu? Zamanın Başbakanı ve sonra Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal bu tekneye bir çare buldu. O sırada küçük bir ihaleyle hurda halindeki Savarona’yı tamir edip, toplayıp, yeniden hayata kazandırmak şartıyla Sadıkoğlu Ailesi’ne verdi. Sadıkoğlu Ailesi hakikatten Savarona’yı çok güzel bir şekilde restore etti. Teknenin makina sistemine kadar her şeyi değişti. Ve Savarona yeniden Monaco, Cannes, Nice sahillerine demir attı, Türk bayrağını dalgalandırdı.  Bunu da hazmedemediler. Savarona’ya pislikler atıldı. Dendi ki içinde fuhuş yapılıyor. Dendi ki kötü insanlar geziyor kötü işler yapılıyor. Neticede Savarona tekrardan sahile çekildi. Bu sefer daha berbat işler yapıldı. Ne yapıldı? Dediler ki bu tekne sağlığı dolayısıyla açık denize çıkamaz. Bu sebeple de seyrüsefer izni verilmiyor, verilmeyecek. Hakikatten de verilemedi ve Savarona bahtına küsmüş bir şekilde bir süre Kuruçeşme’de bağlı kaldı. Sonra devletin hangi kurumunun yetkisindeyse oraya yanaşma izni de kaldırıldı. Ve Savarona hayatının son günlerini yaşarken devlet ona yeniden sahip çıktı. Turizm Bakanlığı Savarona’yı tekrardan kendi uhdesine alarak tekneyi kurtarma kararı aldı. Ancak çok büyük bir sorun vardı. Perçinli bir tekne olan Savarona, bu sebepten dolayı açık deniz ve uzak yolculuklara çıkamıyordu ve çıkması da yasaktı. Ancak duyduğum ve yaptığım araştırmalara göre Savarona’nın bu perçinlerini değiştirmek Almanya’daki Savarona’yı imal eden tersanenin teklifine göre yeniden bir Savarona yapmaktan daha pahalıya mal olacaktı. Savarona şuanda tahmine ediyorum ki Gölcük Tersanesi’nde bir rıhtıma çekilmiş bekliyor. Ne bekliyor orasını bilmiyorum orasını bilmiyorum ama çok hazin bir beklenti içerisinde olacağından da son derece endişem var.  

Çok zaman ayırdım Savarona’ya biliyorum. Ama ben bir denizciyim. Türk Denizcilik Cemiyeti’nin yıllarca Komodorluğu ’nu yapmış bir insanım. Deniz aşkına sahip bir insanım. Tekneye âşık bir insanım. O sebeple SAVARONA hakkında birazcık konuşmak istedim!

Saraylarımız aynı şekilde inanılmaz tarihi eserlerle doluyken, devletin ve özel sektörün inşa ettiği yapılar, sanat eserlerini bilgisizce kullanma hastalığına kapıldılar. Yani sanat eseri mutlaka olsun ama ne olduğunu onu oraya koyan bilmesin mantığıyla çok acı bir dönem başladı ve o dönemde böyle sürüp gitmekte. 

Hayatımda artık kritik etmekten sıkıldım. Hiçbir şeyi kritik etmemeye karar verdim. Çünkü bizi ne dinleyen var, ne suratımıza bakan var, ne de bu adam ne diyor söylediklerine dikkat edelim diyen var. Hayırlısı olsun.

İyi haftalar dilerim.

 

Mehmet Nail KEÇİLİ

Paylaş