Nail Keçili: “Rezilliğin Daniskası”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Çok değer verdiğim çocukluğumdan kalma beraberliğimiz olan, minik bebekken bile oyunlar oynayan bu zamana kadar birbirimizden ayrılmadığımız kardeşim, arkadaşım beni bir iki gün beraber vakit geçirmek için Bodrum’daki evine davet etti. Buradan gözüm gibi baktığım eski otomobilime bindim ve Bodrum’a müteveccihen hareket ettim. Gerçekten karayollarımızın muhteşem bakımlı güzel yollarından geçtim. Epeydir çıkmadığım uzun yol yolculuğumu da böylelikle Marmaris’ten Bodrum’a doğru yola çıkarak gerçekleştirdim. 2,5 saatin sonunda Bodrum Torba’nın içine girerek konumunu aldığım arkadaşımın evine doğru yol adım. 

Karayollarının yol sorumluluğu biter bitmez belediyenin yol sorumluluğundaki caddeler, sokaklar, ara sokaklar, dar sokaklar inanılır gibi değil. Berbat berbat berbat… Üstünkörü Arap sokakları gibi yapılmış. Hakikatten çok kötü sokaklar..  Üstelik etraf deli gibi lüks araba dolu. İstanbul’dan beter olmuş. Sağdan araba soldan araba çıkıyor. Her neyse arkadaşımın evini buldum. Gittim, gerçekten çok güzel bir manzara vardı. Zaten Bodrum evleri bildiğiniz üzere her zaman tepelerden güzel manzaralara bakar veya deniz kenarlarındaki bembeyaz afet evlerdir. Bu arkadaşta denizi uzaktan görmeyi sevdiği için evini de uzaklara tepelere yapmış. Fakat teknesi de var iyi de bir denizcidir yani istediği zaman denize de çıkabiliyor. Netice; evden baktığım zaman o güzel koy ve o güzel koyun içerisinde mütevazı tekneler var derken. Allah’ım ne göreyim!  Bir tane Marmarislilerin ve bizim güneylilerin gulet dedikleri, gerçek dizaynı belli olmayan, anlaşılmaz boyutta kocaman bir denizde yüzen tahta. Ünlü bir işadamınınmış. Nasıl olduysa o koyda bir tek onun teknesi baştan tonoza bağlı, kıçtan sahile bağlı ve koyun tüm güzelliğini bozuyor. 

Evet, sağlıklı, diyetli, sebzeli bir iki gün sonrası evden çıktım. Marmaris’e dönmek üzere tekrardan mütevazı arabama atladım ve yola çıktım. Allah’ım kalabalık kalabalık kalabalık böyle bir şey görmemişsinizdir. Yani eğer o Türkbükü’ne veyahut da Bodrum’un içine gitmeye kalksak inanılır gibi değil. Geçen yazımda Hisarönü Körfezi’nden bahsetmiştim. Bu körfeze bundan 10-15 yıl önce gittiğinizde sancakta iskelede her yer pırıl pırıldı. Hakikatten bu koy acaba ne zaman keşfedilir diye beklerken o zamanlardan bu yana özellikle bu pandemi dolayısıyla yurtdışına çıkamayan milyarderlerin apartman teknelerinin yuvası haline geldi. Ufacık koyları bu apartman tekneler doldurmuştu. Korkunç bir şeydi korkunç! Sanki bütün Türkiye oralara göç etmiş gibiydi. Aynı kalabalığı aynı patırtıyı Bodrum ve çevresindeki yollarda da gördüm. Öyle böyle lüks olmayan otomobillerin yolları işgalini hayretler içerisinde seyrettim. O güzel cipleri ağırlıklı olarak kullananlar da belli ki akşam verilecek davette saçlarını yaptırmak için kuaföre giden hanımefendiler, manikür pediküre giden hanımefendiler, masaja giden hanımefendiler, hanımefendiler. Yaşları da muhtemelen hep 30’un üstü. 

Anayola çıktıktan sonra süratle Marmaris’imize doğru sürdüm. Marmaris’i kucaklamak için heyecan içindeydim. O muhteşem Marmaris manzaralı yokuşlardan inip, güzelim ışıklarımızı geçip güzelim parke yolumuza geçtiğim zaman inanın ki bir oh çektim. Datça yolu üzerinden ikametgâhımın bulunduğu eve doğru giderken fark ettim ki 30 senedir yaşadığım o zamanlardan bu yana o pırıl pırıl olan alıştığımız yollar aslında yavaş yavaş bozulmaya başlamış. Yani altyapı sorunları demek ki Marmaris’te çıkacak belki de çıktı biz duymuyoruz. Çünkü biz sokakta gezen, sokağa çıkan vatandaşlar değiliz. Biz evimizde oturup 65 yaşını geçmiş moruklar olarak pandeminin yasakladığı sınırlar içerisinde zaten evde oturmak mecburiyetindeyiz. Fakat tekrar ediyorum yollar bozulmaya başlamış. Baktım otomobil yollarda alçak yüksek alçak yüksek patırtı kütürtü içinde gidiyor. Her neyse vasıl olduk. Allah’ıma çok şükür evimize barkımıza, muhteşem ağaçlarımıza, Marmaris’in güzelliklerine kavuştuk. İnşallah önümdeki bir iki gün içerisinde denizi yakından görme fırsatını da elde edip hayatımı idam ettirmek için paşalar gibi de Ankara’dan beklediğim haberler iyi ve müspet bir biçimde neticelenir ve bendeniz de popoyu kurtarırım. Amin, İnşallah.

Bir dipnot eklemek istiyorum.

Bodrum’dan uzaklaşırken birdenbire nefes almamda, oksijenle teneffüs etmemde büyük bir değişiklik hissettim. Anladım ki benim hayatımı da karartan bir sürü şerefsizin yaşadığı, Bodrum’un güzelliklerini emdikleri, şaşalı hayatlarından uzaklaştığım için oksijen almaya başlamışım. 

 

İyi haftalar.

M.Nail Keçili

 

Paylaş