Çarşamba, Mayıs 18

Nazlı Keçili ile Londra’nın En Güncel Sergileri

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nazlı Keçili, Londra’daki en güncel ve en çok ilgi gören sergileri yazdı. İşte Victoria and Albert ve Tate Modern müzelerindeki o sergiler…

Günümüz Avrupa sanatından bahsettiğim yazılarımda olduğu gibi, Londra çağdaş sanatın en önemli şehirlerinden biri ve her ne kadar Paris son yıllarda bu birinciliği almaya çalışsa da Londra pandemi sonrasında güzel bir çıkış yapmışa benziyor. Sizlere birkaç önemli sergiden bahsetmek ve deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Londra’da şu an gerçekleşmekte olan ve Londra’nın önemli müzelerinden Victoria and Albert müzesinde gerçekleştirilen ‘Alice: Curiouser and Curiouser’ sergisi bence mutlaka görülmeli. 1852 senesinde kurulan bugün 51.000 metrekareye yayılmış ve 5000 senelik bir sanat koleksiyonuna sahip müze, adını İngilizlerin merhum Kraliçesi Queen Victoria ve büyük aşkı eşi Prens Albert’tan alır. Mimariden modaya, fotoğraftan heykele mücevherden kitap sanatlarına son derece geniş bir alanda hizmet veren müzede, 2 milyon 300 binden fazla obje yer almaktadır.

Londra’nın en önemli müzelerinden olan işte bu müzede, bu senenin en enteresan sergilerinden biri gerçekleşiyor. 1865’te İngiliz çocuk kitapları yazarı Lewiss Caroll tarafından yazılan ve bir kız çocuğu olan Alice’in bir tavşan deliğinden düşüp kendini fantastik bir dünyada bulmasını anlatan renkli, sürreal çocuk romanı Alice Harikalar Diyarında’nın 157 yılı aşkın bir süredir kökenlerini, uyarlamalarını ve yeniden icatlarını keşfeden bu sürükleyici ve teatral gösteri, eserin el yazmasından her yaştan sevilen küresel bir fenomene evrimini gösteriyor. Kitabın ilk orijinal halinden illüstrasyonlara, Alice’in Hollywood macerasına, ilk orijinal senaryosundan oynanmamış film çekimlerine kadar, eserin 157 yıllık tüm detaylarıyla seyirciye sunulması hatta geçmişten geleceğe bir yolculuk gibi eserin her anına tanıklık edilmesi sergiyi iyice enteresan hale getirmiş. Tabii Alice’nin bu yolculuk boyunca seyircisi ve oyuncusu kadar birçok sanatçıya da ilham verdiği aşikar. Sergide sanatçıların bu eserlerine de yer verilmiş. Salvador Dali’nin Mad Tea Party’sinden Peter Blake’in 1970’de yaptığı ‘Well this is Grand!’ Said Alice baskısına Vivienne Westwood’un yine Alice’den esinlenip yarattığı koleksiyonundan Pirelli’nin 2018’de Alice konseptiyle yaptığı takvim çekimine uzanan çok geniş bir yelpazede Alice’den ilham alanları görüyorsunuz. Sergideki zaman yolculuğunda bugüne geldikçe de günümüzde çok önemli bir yere gelen Virtual Reality – Sanal Gerçek’in de sergide kullanıldığını görüyoruz. Alice’in dev mantarları arasında dolaşmasına gözlükleri takıp seyirci de eşlik edebiliyor ve elleriyle o mantarlara dokunabiliyor. Oyunlar, bilmeceler ve sanal gerçekliğin de yardımlarıyla son derece interaktif bir hal alan ve her yaşa hitap eden bu muhteşem sergiyi sadece çocuklar değil herkesin görmesini isterim. Bir diğer sergi dünyanın en büyük çağdaş sanat müzesi olan Tate Modern’deydi. Yaşayan en önemli çağdaş kadın sanatçılardan olan Kusama, bugün 92 yaşında olmasına rağmen resim, heykel, edebiyat enstalasyonu film gibi birçok alanda halen üretimlerine devam ediyor. Çocukluğunda Anavatanı olan Kyota’da da geleneksel Japon mürekkep çalışması olan ‘nihonga’ eğitimi alan sanatçı çocukluğundan beri hayallerinde kendisiyle konuşan menekşeler olduğunu ve resme o şekilde başladığını anlatır. Amerikan modern sanatının annesi kabul edilen en önemli kadın sanatçılardan Georgia O’keeff’e olan hayranlığından ona çocukluğunda mektuplar bile yazmış olan Kusama, 1958’de New York’a taşınır ve sanatçının meşhur puantiyeleri de bu zamanlarda başlamıştır.

Resimlerinden başka kendi vücudunu boyama, tekstilleri kıyafetlerini boyama gibi birçok alanda çalışmalar da yapan sanatçı, kendini moda alanında da ispatlamış ve kendi koleksiyonlarını da çıkartmıştır. Senelerdir de farklı ayna ve ışık kullandığı enstelasyonlarını, dünyanın birçok yerinde gerçekleştiren sanatçının aklına koyup da yapamadığı pek yoktur. Çünkü Kusama’nın kendine olan inancı sonsuz… İşler istediği gibi gitmediğinde, onları bir şekilde gerçekleştiriyor. 1966’da 33. Venedik Bienali’ne resmi olarak davet edilmedi ve bu yüzden resmi olmayan bir performans sergiledi. İtalyan Pavyonu’nun önündeki çimenliğe gümüş küreler denizi kurdu. Sanatçı, Nergis Bahçesi adını verdiği eser için üzerinde ‘Sizin narsistliğiniz satılık’ yazan altın bir kimono giyerek kürelerin arasında durmuştur. İzleyicilere küreleri her biri 2 dolar karşılığında satın alabilme imkanını sunmuştur. Parçanın farklı versiyonları günümüzde de gösterilmeye devam eder ve bu aynalı enstelasyonlarından paylaştığı binlerce öz çekim benzer bir amaca hizmet eder.

Kusama’nın hedefi bize kendi bencilliğimize bir mercek sunmasıdır. İşte bu enstelasyonlarından bir diğerini de Tate Modern’ın içine yapıyor. Infinity Mirrored Room – Filled with the Brilliance of Life, Kusama’nın bugüne kadarki en büyük yerleştirmelerinden biri ve Tate Modern’deki 2012 retrospektifi için yapıldı. Dönen kristal avizelerden oluşan sınırsız bir evren yanılsaması yaratan oda olan Keder Avizesi’nin yanında gösterilmektedir.

Bazıları ilk kez sergilenen fotoğraflar ve hareketli görüntülerden oluşan küçük bir sunum, Kusama’nın aynalı odalarının günümüzde dönüştüğü küresel fenomen için tarihsel bağlam sağlıyor. Sergi o kadar beğeni topladı ki, bugün gitmek isterseniz mart ayına belki bilet bulabilirsiniz. Ayrıca görme engelliler için, görme engelli sesli tanımlayıcı Lisa Squirrel ile bir sesli betimleme turu organize eden Tate Modern, her zamanki gibi farkını ortaya koymuş bu sergide de… Baharda Londra’yı görmek isterseniz uçak biletinden hemen sonra Kusama’nın sergisi için bilet alın derim.

Paylaş