Ece Gauer’in Sergisi 2–30 Ağustos Tarihleri Arasında Umay Art Hub’da

Umay Art Hub, 2–30 Ağustos tarihleri arasında duvarlarını sanatçı Ece Gauer’in eserlerine açıyor. “Umay’ın İzinde: Kadının Kadim Hafızası” başlıklı sergideki eserler birer sanat eseri olmanın ötesinde birer arkeolojik hafıza kaydı, birer kadınlar kitabı niteliği taşıyor.
Ece Gauer mitoloji ile tarih, sembollerle sezgiler, bilimle inancın yan yana durduğu hikayeleri fırçası ile gün yüzüne çıkarırken Umay Ana’dan günümüz kadınına uzanan kadim bir hat çiziyor.
Tarih boyunca kadın, sadece bir beden değil; bir hafıza, bir köprü, bir sır taşıyıcısı oldu. Kadın; bazen elleriyle ekmek yoğururken, bazen destan anlatırken, bazen suya niyet tutarken, bazen kurban keserken… Her zaman görünmez bir ilahi bağlantının taşıyıcısı oldu. Bu hafızanın en kadim izlerini bağrında saklayan Anadolu topraklarının dağlarından ovalarına, mağaralarından tapınaklarına kadar her taşın altında bir kadın sesi, bir ana eli, bir dişi hikâye vardır. Ve bu sergide Ece Gauer, o hikâyeleri fırçasıyla gün yüzüne çıkarıyor: Umay Ana’dan günümüz kadınına uzanan kadim bir hat çiziyor.
Umay Art Hub’da Ece Gauer’den Umay’ın İzinde Sergisi
Umay Ana, Türk mitolojisinin kutsal dişi ruhudur. Göklerin besleyici tanrıçası, doğurganlığın, koruyuculuğun ve yeniden doğuşun simgesidir. Gök Tengri’yle; onunla birlikte var olan eş bir kudrettir. Çocuğun nefesi kesildiğinde adı anılan, savaşta erkeğin ardında dua gibi duran, toprağı ve halkı koruyan bir bilge ruh… İslamiyet öncesi Türk inancında, kadının hem evrenle hem de ruhsal âlemlerle bağ kurduğu yüce bir varlık olarak yaşar.
Anadolu’ya geldiğimizde bu dişil semboller, farklı inanç ve kültürlerde başka yüzlerle karşımıza çıkar:
Kibele — Frigya’nın Ana Tanrıçası; dağların, hayvanların, doğurganlığın ve sezgisel bilgeliğin dişil gücü.
Artemis — Ege’nin ormanlarında avcılığın, doğanın ve bağımsız kadın kimliğinin temsilcisi.
Meryem Ana — şefkatin, arınmanın ve göksel rahmetin simgesi.
Hz. Fatıma — sabrın, adaletin, ilahi nurun temsilcisi. Onun el simgesi, yüzyıllardır bolluk, bereket, koruyucu ve doğurganlık sembolü olarak kullanılır.
Hızır’ın eşi Eleni, Kadın Erenler, Yedi Ulu Ozan’ın anaları, Ocak anaları, Ana Fatmalar, Zeynepler, Hayrunisalar…
Hepsi Umay’ın suretleri gibi, bir diğer yüzü gibi halkın belleğinde yaşamaya devam eder.
Kadın; bazen elleriyle ekmek yoğururken, bazen destan anlatırken, bazen suya niyet tutarken, bazen kurban keserken…
Her zaman görünmez bir ilahi bağlantının taşıyıcısı oldu. Patriyarkanın katmanları altında bastırılmış olsa da, her zaman bir başka dilden konuştu: nakışta, kilimde, türbede, ninnide, ağıtta, resimde…
Ece Gauer’in bu sergisindeki eserler, sadece birer sanat eseri değil; birer arkeolojik hafıza kaydı, birer kadınlar kitabıdır.
Fırçasında mitolojiyle tarih, sembollerle sezgiler, bilimle inanç yan yana durur.
Renkler ve desenler, kadının göklerden yeryüzüne süzülen ruhunu çağırır.
Sergideki her kadın figürü, bin yıllık bir hikâyenin taşıyıcısıdır: hem bireysel hem kolektif, hem yaralı hem şifalı…
Ve şimdi, bu kadim sesi yeniden hatırlama, içimizdeki Umay’ı, Artemis’i, Fatıma’yı, Meryem’i, Kibele’yi uyandırma zamanıdır.
Çünkü kadın sadece doğuran değil, anlamı doğurandır.
Ve bu sergi, anlamın doğduğu yerdir.