Margaret R. Thompson’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Temenos: İç Deniz, Anlam de Coster küratörlüğünde Zeyrek Çinili Hamam’ın Bizans sarnıcında gerçekleşiyor. Mekâna özgü işlerden oluşan sergi, tuval ve ipek üzerine resimler ile ses ve koku çalışmalarını bir araya getiriyor.

Margaret R. Thompson’ın pratiği, bakir manzaralar ve doğanın döngülerinden besleniyor. Algısal alanlar gibi çalışan resimlerinde yer alan arketipsel formlar ve ezeli öğeler, derin zamanı ve yaşamın kökenlerini çağrıştırıyor.
Sergi, kökeni Antik Yunan’a uzanan temenos kavramından yola çıkıyor. Temenos, gündelik yaşamdan ayrıştırılmış; insan ile ilahi olan arasındaki geçişi mümkün kılan kutsal bir alanı ifade ediyor. Bir tanrıya adanmış korunaklı bir alan olarak tapınak arazisi, orman ya da pınar biçimini alabiliyor. Antik toplumların temel yapı taşlarından biri olan temenos, hem bir mabet hem de toplumun kıyısında yaşayanlar için bir sığınak işlevi görüyor.
Psikolojik bağlamda ise kavram, kişinin bilinçdışıyla güvenli biçimde karşılaşabileceği bir tür içsel barınağı, dönüşümü mümkün kılan simyevi kabı tanımlıyor. Kapsanmayı bir kısıtlama olarak değil, dönüşümün bir koşulu olarak ele alan sergide kavramın iki boyutu iç içe geçiyor.
Tarihsel olarak hamamın kendisi de bir temenos işlevi görüyor. Hamamlar, sosyal hiyerarşilerin geçici olarak askıya alındığı; kolektif arınma ritüelleri aracılığıyla bedenin ve zihnin dönüşüme açıldığı bir heterotopya olarak çalışıyor. Hamamın yeraltına açılan kapısı olan sarnıç ise yüzeyde görünmeyen karanlık suların sessiz koruyucusu. Suyu biriktiren ve muhafaza eden sarnıçlar, Bizans kültüründe şehrin hayatta kalması için kritik öneme sahip temel yapı taşları arasında yer alıyor.
Thompson, sarnıcı bir “iç deniz” olarak tahayyül ediyor. Sarnıca doğru yolculuğu ve aşağı iniş kavramını dikkati içe yönelten ve derinliğe doğru ilerleyen bilinçli bir hareket olarak öneriyor. Bedensel, ruhsal ve mekânsal olan bu deniz, jeolojik olduğu kadar içsel. Jung’un deyimiyle bilinçdışının en sevilen simgesi, tüm yaşayanların anası.
Sanatçının İstanbul’daki araştırma seyahati sırasında tanıştığı Marmara Denizi de aynı içselliği taşıyor. Antik çağda Propontis, yani “denizden önce gelen deniz” olarak bilinen bu iç deniz, dünyalar arasında bir geçit olarak okunabiliyor. Propontis gibi sarnıç ve sergi de yüzeylerinin altında materyal, kültürel ve psikolojik belleği taşıyor.
Thompson’ın pratiğinde kapsanma, duvardan çok rahme yakın kutsal bir tutma biçimi olarak ele alınıyor. Resimler özerk nesnelerden öte, birer hazne olarak işliyor. Serginin kapsayıcısı olan hamam, sıcak, sarıp sarmalayan, geçirgen ve canlı, kısıtlayan değil karşılayan bir mekân olarak; koruma ve özenin dişil bir mimarisi şeklinde okunabiliyor.
Sanatçının sergi için yarattığı eserler çoğunlukla eksenel kompozisyonlar etrafında şekilleniyor; merkezde omurga gibi okunan bir kanal beliriyor. Kap biçimli formlar, spiraller ve girdaplar çözülme ve yeniden doğuşu düşündürüyor. Bir zamanlar kentin yaşam damarını taşıyan Bizans sarnıcının içinde görüldüğünde bu motifler, iç denizi bir manzara olarak değil; geçirgen sınırlar içinde hayatı mümkün kılan bir dolaşım ve dönüşüm sistemi olarak çerçeveliyor. Hamamın yıldızlı kubbeleri ile sarnıcın yeraltı dünyası arasındaki kutupsallık, yükseliş ile derinlere dalış arasında gidip gelen eserlere yansıyor.
Zaman zaman eserlerin katmanlı yüzeylerinde kanatlı kimeralar, botanik formlar, deniz kabukları, fosiller ve gök cisimleri beliriyor; ancak Thompson’ın görsel dili sabit anlatılara indirgenemiyor. Mitolojik varlıklar birer hikâye anlatım aracı olarak değil, temenos sınırlarının koruyucuları olarak konumlanıyor. Sanatçının malzeme dağarcığı İstanbul’dan temin edilen yağlar, baharatlar, sular ve ipeklerle; farklı coğrafyalardan topladığı doğal pigmentler ve toprağı bir araya getiriyor.
Bu kapsanma mantığının altında uçsuz bucaksız bir zamansal ufuk yatıyor. Yaşam, karaya çıkmadan önce ilk sularda başlıyor. Okyanus milyarlarca yıl boyunca tüm yaşamı kucaklıyor ve besliyor. Karasal yaşamın ortaya çıkabilmesi ancak bu koşulun bedende rahme taşınmasıyla mümkün oluyor. Thompson’ın resimleri kozmostan bedensel olana uzanan ölçekler arasında gidip geliyor.
Sergi, görsel olanın ötesine geçerek kutsal mekânların çok duyulu yapısıyla ilişki kuruyor. Homemade Aromaterapi ile geliştirilen özel koku sergiye eşlik ediyor ve mabetlerde aromatik maddelerin gündelik alandan uhrevi olana geçişi tanımlayan rolünü hatırlatıyor. Koku gibi ses de algıyı dönüştüren bir eşik olarak sergide yer alıyor.
Daha geniş bir sanat tarihsel bağlamda Thompson’ın pratiği, ezoterik geleneklerle ilişki kuran ve tuvali görünen ile görünmeyen arasında bir arayüz olarak ele alan Agnes Pelton, Remedios Varo, Leonora Carrington, Hilma af Klint ve Ithell Colquhoun gibi sanatçılarla diyalog içinde konumlanıyor.
Bu sergi, Koza Yazgan inisiyatifiyle hayata geçirilen ve Anlam de Coster küratörlüğünde devam eden Zeyrek Çinili Hamam’ın güncel sanat programı kapsamında gerçekleşen beşinci projedir. Bu program, tarih boyunca toplumsal bir işlev üstlenen hamamların şifa, aidiyet ve bir araya gelme mekânı olma misyonunu; herkese açık, ücretsiz sergi ve etkinliklerle günümüzde de sürdürmeyi amaçlamaktadır.
Sergi, 30 Ağutos 2026’ya kadar pazartesi günleri hariç her gün 10.00–18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.