Fondazione Prada, “Helter Skelter: Arthur Jafa and Richard Prince” sergisiyle 9 Mayıs-23 Kasım tarihleri arasında Venedik’teki Ca’ Corner della Regina’da sanatseverlerle buluşuyor.

Fondazione Prada, 9 Mayıs – 23 Kasım 2026 tarihleri arasında Venedik’teki mekânı Ca’ Corner della Regina’da “Helter Skelter: Arthur Jafa and Richard Prince” başlıklı sergiye ev sahipliği yapacak. Küratörlüğünü Nancy Spector’un üstlendiği sergi, Venedik Bienali süresince izlenebilecek. Basın ön gösterimleri ise 6–8 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

“Helter Skelter”, Amerikalı iki önemli sanatçı Arthur Jafa (d. 1960) ile Richard Prince’in (d. 1949) işleri arasında bugüne dek kapsamlı biçimde ele alınmamış yaratıcı bir diyaloğu ortaya koyuyor. Aralarında yaklaşık on yıllık bir yaş farkı bulunan iki sanatçı, filmlerden ucuz romanlara, çizgi romanlardan YouTube videolarına, bilimkurgu hikâyelerinden albüm kapaklarına, rock’n’roll posterlerinden Beat kuşağı kitaplarının ilk baskılarına, haber görüntülerinden ünlü hatıralarına ve sosyal medya paylaşımlarına kadar uzanan geniş bir görsel kültür repertuarını sahiplenme ve dönüştürme biçimleriyle dikkat çekiyor.

Amerikan popüler kültüründen yoğun biçimde beslenen Jafa ve Prince, bu kültürün hem sert ve karanlık yönlerini hem de içindeki mitleri ve çelişkileri görünür kılıyor. Her iki sanatçı da Amerika Birleşik Devletleri’ne özgü farklı toplumsal ve kültürel manzaraların izini sürüyor. Jafa’nın işleri, Afro-Amerikan kimliğinin deneyimlerinden beslenirken Siyah sinema ve sanatın potansiyelini yeniden canlandırma arzusunu yansıtıyor. Prince’in pratiği ise beyaz erkekliğine yönelik eleştirel bir bakış ile Amerikan psikolojisinin karanlık tarafına duyduğu merak arasında gidip geliyor.

Sergide fotoğraf, video, enstalasyon, heykel ve resim gibi farklı disiplinlerden 50’den fazla eser yer alacak. Ayrıca her iki sanatçının yeni üretimleri ile serginin hazırlık sürecinde birbirleriyle paylaştıkları görselleri içeren ortak bir zine de sergi kapsamında sunulacak.

“Helter Skelter”, Venedik’teki palazzonun zemin ve birinci katına yayılan tematik ve kavramsal karşılaşmalar üzerinden kurgulanıyor. İki sanatçının işleri yan yana getirilerek hem bireysel üretim pratikleri görünür kılınıyor hem de ortak temalar ve paylaşılan takıntılar öne çıkarılıyor. Nancy Spector’a göre sergi, iki sanatçının çalışmalarını bir araya getiren estetik yakınlıkların yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’ne özgü güçlü bir kültürel damarı da açığa çıkarıyor: “Kölelik tarihiyle lekelenmiş; Siyah kültürüne dayanan olağanüstü müzik gelenekleriyle şekillenmiş; yoksunluklar içinde üretmeyi bilen; ruh, dua ve ifade özgürlüğüyle tanımlanan; protestoların, alt kültürlerin, mizahın ve ünlü kültürünün bir arada var olduğu bir ülke.”