OG Gallery, Zeynep Solakoğlu’nun galeriyle ilk kişisel sergisi Late Bloomer ile zamanı rekabet ve karşılaştırmadan bağımsız, kendi ritmi içinde açılan dönüşümlerin masalsı bir anlatısını izleyiciyle buluşturuyor.
OG Gallery, sanatçı Zeynep Solakoğlu’nun galeriyle ilk kişisel sergisi olan Late Bloomer’ı 5 Şubat – 14 Mart 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşturuyor. Doğada “geç kalmak” diye bir kavram yoktur; yalnızca kendi ritmi, döngüsü ve kurallarıyla işleyen zaman vardır. Modern dünyanın “late blooming” olarak adlandırdığı anlatı ise insanın bu doğal ritimden kopuşuyla şekillenir; zamanı evrelere ayıran, karşılaştırmalar üzerinden ilerleyen ve rekabet ile mükâfat etrafında kurulan düzen arzusunu gözler önüne serer. Late Bloomer, bu mantığa karşı durarak her varlığın, her dönüşümün ve her hikâyenin kendi zamanında açıldığını hatırlatan bir masal sunuyor.

Solakoğlu’nun pratiğinde izolasyon, sosyalliğin karşıtı değil; onunla paralel ilerleyen, zorunlu ve besleyici bir hâl olarak ele alınır. İç dünyayı genişletmek ile dış dünyaya karışmak, bu sergide birbirini dışlayan değil, eş zamanlı var olan iki durumdur. Sergide yer alan işler, sanatçının zaman içinde kurduğu evrenin farklı evrelerini taşır: pastel ve oyunbaz dışavurumlar, içe çekilerek derinleşen world-building süreçleri ve kaosla şekillenen dönüşüm anları. Bu evrenin merkezinde masalsı bir anlatı yer alır: Bir kızın başı bir kurt tarafından çalınır; yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese konur ve zamanın içine hapsedilir. Başı zamanın içinde asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyada kök salar. Kız hayal kurdukça, başı bedeninden uzaklaşır; beden ise gerçekliğe tutunur. Sergi boyunca dilek fenerlerinin içinde süzülen kafalar ve tekrar eden pasta imgeleri, bu hikâyenin etrafında dolaşır. Uçan kafalar hayal kuran zihinlere, pastalar ise hayatın öngörülemez karşılaşmalarına dönüşür—kimi zaman davetkâr, kimi zaman sarsıcı.
Solakoğlu’nun karakterleri her zaman bildiğimiz dillerle konuşmaz. Renkler, semboller ve sanatçının kendi ürettiği enstrümanlardan çıkan, dışarıdan çözülemeyen sesler; iletişimi sezgisel bir düzleme taşır. Anlam, ne yalnızca görülerek ne de işitilerek tamamlanır; bakışta, hayal gücünde ve izleyicinin iç ritminde şekillenir.
Late Bloomer, acele etmeyen dünyaların sergisidir. Yerin altında birlikte bekleyenlerin, kabuğunu bırakıp yukarı tırmananların, kendi saatine göre ilerleyen ama aynı yapının görünmez parçaları olanların hikâyesidir.
Bazı dünyalar acele etmez; tam zamanında açılır.
Bazı varlıklar yerin altında yıllarca birlikte bekler;
kimi bekleyişe çekilir, kimi kabuğunu bırakıp yukarı tırmanır.
Her biri kendi saatine göre ilerler,
ama aynı yapının görünmez parçalarıdır.
Ve yüzeye ulaştıklarında,
tek tek değil, hep birlikte şarkı söylerler.
Bazı çiçekler yılda bir açar,
Bazıları yedi yılda
Bu sergide ise,
iki bin yılda bir açan bir çiçek vardır.
Late Bloomer, gecikmenin değil;
Kendi zamana sadık kalmanın masalıdır.