Henry Moore (30 Temmuz 1898, Castleford, Yorkshire – 31 Ağustos 1986, Much Hadham, Hertfordshire), organik formlarla biçimlendirilmiş soyut bronz ve taş figürleriyle 20. yüzyıl heykel sanatında hümanist geleneğin en güçlü temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Anıtsal ölçekteki eserleri ve özellikle “uzanan kadın figürleri” ile tanınan Moore, modern heykelin evrensel dilini yeniden tanımlamıştır.

Moore, Kuzey İngiltere’de, Leeds yakınlarında küçük bir kömür madeni kasabasında dünyaya geldi. Moore’un sanata ilgisi, Castleford Grammar School’da öğretmeni Alice Gostick tarafından fark edildi. Genç yaşta heykeltıraş olmayı hedefleyen Moore, babasının isteği üzerine kısa bir süre öğretmenlik eğitimi aldı. Ancak I. Dünya Savaşı patlak verince eğitimi yarım kaldı; İngiliz Ordusu’na katılarak Fransa’ya gönderildi. Gaz saldırısından yaralanarak İngiltere’ye döndü.
Savaş sonrası aldığı rehabilitasyon bursuyla Leeds Sanat Okulu’na giren Moore, burada Barbara Hepworth gibi genç yeteneklerle tanıştı. 1921’de Kraliyet Sergisi bursunu kazanarak Londra’daki Kraliyet Sanat Koleji’ne geçti. Moore için bu dönemin en ilham verici yanı, British Museum’daki antik heykelleri ve Victoria & Albert Müzesi’ndeki Rodin koleksiyonunu inceleme fırsatıydı. Ancak onun asıl ilgisini çeken, Avrupa klasik geleneğinin ötesine geçen “ilkel” ve arkaik sanatlardı: Mısır, Etrüsk, Kolomb öncesi ve Afrika heykellerinin yalın ama güçlü formları, sanat anlayışını derinden şekillendirdi.
1925’teki Fransa ve İtalya seyahatinin ardından Moore, 1926’da “uzanan kadın” temalı ilk heykeline başladı. Bu figür, Paris’te Trocadero Müzesi’nde gördüğü Chac Mool heykelinden etkilenerek yarattığı ve kariyeri boyunca tekrar tekrar yorumladığı bir motifti. Bu dönemdeki eserleri arasında maskeler, yarım boy kadın figürleri, anne-çocuk grupları ve baş heykelleri yer aldı.
1928’de Londra’daki Warren Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açtı. Aynı yıl Londra Ulaşım Kurulu’nun yeni merkez binası için yaptığı “West Wind” kabartması, onun ilk kamu siparişi oldu. 1930’lar boyunca Unit One topluluğuyla birlikte Barbara Hepworth, Ben Nicholson ve Paul Nash gibi isimlerle İngiltere’de modern sanatın öncülerinden biri haline geldi. Bu yıllarda figüratif anlatımdan giderek uzaklaşarak organik soyutlamalar geliştirdi.

II. Dünya Savaşı sırasında Londra’daki bombardımanları konu alan “Sığınak Çizimleri”, onun en çarpıcı grafik serilerinden biri oldu. 1943’te St. Matthew Kilisesi için yaptığı “Madonna and Child”, dini sanatın modern bir yorumuydu. 1944’teki “Aile Grubu” heykeli ise daha doğalcı bir yaklaşımın başlangıcını işaret etti. Bu eserlerle birlikte Moore’un ünü uluslararası boyuta taşındı.

© The Henry Moore Foundation
1946’da New York Modern Sanat Müzesi’nde açılan retrospektif, onun Amerika pazarına girişini sağladı. 1948’de Venedik Bienali’nde heykel ödülünü kazanmasıyla Avrupa’da da konumunu pekiştirdi. Bu dönemin öne çıkan eserleri arasında “Three Draped Standing Figures” (1947–48), “Reclining Figure” (1951) ve Essex Harlow’daki “Aile Grubu” (1954–55) yer alır.

1950’lerde “King and Queen” (1952–53), “Warrior with Shield” (1953–54) ve “Falling Warrior” (1956–57) gibi eserlerle figüratif temaları yeniden işledi. 1957–58’de UNESCO Paris binası için yaptığı büyük mermer “Uzanmış Kadın” heykeli, onun mekâna özel büyük ölçekli projelerinin en etkileyici örneklerindendir.

1960’larda soyutlama dilini iyice geliştirerek çok parçalı formlara yöneldi. New York Lincoln Center için yaptığı dev ölçekli uzanan kadın figürü, Chicago Üniversitesi’ndeki “Nuclear Energy” ve “Knife-Edge Two-Piece” (1962), “Locking Piece” (1963–64), “Three-Way Piece No. 1: Points” (1964) gibi soyut eserler bu dönemin en bilinen çalışmalarıdır. 1965’ten itibaren Carrara’da mermer heykellere yeniden yöneldi.

Moore, 1960’ların sonlarından itibaren heykelin yanı sıra gravür ve litografiyle de yoğunlaştı: Elephant Skull Album (1969), Stonehenge (1972), ve Sheep Albums (1972 and 1974) en önemli baskı serilerindendir.

1977’de Henry Moore Vakfı’nı kurarak eserlerini ve sanat anlayışını gelecek nesillere aktarmayı amaçladı. 1982’de Leeds’te açılan Henry Moore Heykel Galerisi ve Heykel Çalışmaları Merkezi, onun mirasının kalıcı bir parçası oldu.
Henry Moore, yaşamı boyunca modern heykelin en etkili isimlerinden biri olarak tanındı. Organik formlara, boşluk-doluluk dengelerine ve insan figürünün evrensel ifadesine getirdiği yorum, 20. yüzyıl sanatının dönüm noktalarından biri olarak görülmeye devam ediyor.