Jean-Michel Basquiat (1960–1988), neo-ekspresyonist resimleri ve grafiti sanatıyla tanınan Haitili ve Porto Rikolu kökenlere sahip Amerikalı bir sanatçıydı. Kısa ömrüne rağmen, çağdaş sanat dünyasında derin bir etki bıraktı.

22 Aralık 1960’ta Brooklyn, New York’ta doğan Basquiat, İspanyolca, İngilizce ve Fransızca konuşarak büyüdü. Babası Gérard, evde sık sık müzik çalar, annesi Matilde ise çocuklarını müzelerle tanıştırırdı. 7 yaşındayken geçirdiği bir araba kazasının ardından annesi ona Gray’s Anatomy kitabını hediye etti; bu kitap, ilerideki eserlerinde sıkça rastlanacak anatomik figürlere ilham kaynağı oldu.

1974’te ailesiyle Porto Riko’ya taşındı; ancak annesinin akıl hastalığı nedeniyle aile parçalandı. Basquiat, ergenlik yıllarında New York’a dönüp okulu bıraktı, evden ayrıldı ve geçimini el yapımı kartpostallar satarak sağladı. 1970’lerin sonlarında, arkadaşı Al Diaz ile birlikte “SAMO©” adı altında SoHo ve East Village sokaklarında çarpıcı, şiirsel ve ironik grafiti mesajlar yazmaya başladı. Bu sloganlar kısa sürede sanat çevrelerinin dikkatini çekti.

1980’de, New York sanat sahnesinin önemli dönüm noktalarından biri olan “The Times Square Show” sergisine katıldı. Bir yıl sonra, MoMA PS1’de düzenlenen “New York/New Wave” sergisinde Andy Warhol, Keith Haring ve Robert Mapplethorpe gibi sanatçılarla birlikte yer aldı. 1982’de açtığı ilk kişisel sergisindeki tüm eserler satıldı ve Basquiat uluslararası sanat piyasasında hızla tanınmaya başladı.
Resimlerinde, grafiti estetiğini Soyut Ekspresyonizm’in jestsel üslubuyla birleştirdi. Afro-Amerikan tarihi figürlerinden caz müzisyenlerine, sporculardan yazar ve şairlere uzanan geniş bir referans havuzu kullandı; Afrika, Karayip, Aztek ve Hispanik kültür motiflerini modern sanatın “yüksek” diliyle harmanladı. Üç uçlu taç motifi, onun imzası hâline geldi. Eserlerinde sıkça sözcükler, şiirsel ifadeler ve karalanmış metinler yer aldı; ırkçılık, sınıf ayrımı, sömürgecilik ve toplumsal güç ilişkilerini sorguladı.

Alexis Adler Archive, © The Estate of Jean-Michel Basquiat
1983’te Andy Warhol ile tanışarak yakın bir dostluk ve sanatsal iş birliği geliştirdi; ikili birlikte çok sayıda ortak eser üretti. 1985’te New York Times Magazine kapağında yer alarak çağdaş sanatın popüler yüzlerinden biri hâline geldi. Ancak yükselen şöhretiyle birlikte sanat dünyasının ticarileşmiş yapısıyla da çatışmaya başladı.

12 Ağustos 1988’de, henüz 27 yaşındayken, New York’taki stüdyosunda aşırı doz nedeniyle yaşamını yitirdi. Ardında, hem sanatsal hem de kültürel etkisi hâlen hissedilen güçlü bir miras bıraktı. 1996’da yönetmen Julian Schnabel, Basquiat’nın hikâyesini Basquiat filmiyle beyazperdeye taşıdı.
