Sürdürülebilirlik, çağdaş sanatta giderek daha görünür bir tema haline gelirken, dünyaca ünlü sanatçılar iklim krizi ve çevre sorunlarını eserleriyle gündeme taşıyor.

Sürdürebilirlik artık sanattan, tıbba, müzikten eğitime her alanda önemini hissettiriyor. Dünyada çok önemli sanatçılar, yıllardır iklim krizlerine, betonlaşmaya, tüketim çılgınlıklarına dikkat çekmek için birçok çalışma yapıyor. Bu sanatçılardan bir tanesi, sokakların efendisi, ismi bilinen, kimliği halen bilinmeyen efsane grafiti sanatçısı Banksy.

İngiliz sanatçı Banksy, eserlerinde toplumsal ve ekolojik sorunları açık bir ifade ile, bazen yazı bazen ise görselleriyle açık ve net dile getiriyor. Mesela 2010’da hayata geçirdiği “I remember when all this was trees” yani, “Buraların ağaçlarla dolu olduğu zamanı hatırlıyorum” eserinde Amerika’daki endüstriyelleşmeyi alaycı bir şekilde eleştirmişti. Yine çok önemli bir sanatçı Olafur Eliasson’un çalışması, sanatçıların iklim değişikliğinin tehlikelerini vurgulamak için sürdürülebilir malzemeleri nasıl kullandığını örnekliyor.

Banksy, “Greenwashed Tree” (2024)

Eliasson, Studio Olafur Eliasson adlı deneysel stüdyosunu 1995 yılında Berlin’de kuruyor ve sanatçının iddialı fikirlerini gerçekleştirmesine yardımcı olan, farklı alanlardan bilim insanlarından ve işbirlikçilerden oluşan bir ekipten oluşuyor. İklim krizine dikkat çekmek için olağanüstü çalışmalar yapan sanatçı, ışık, su ve sıcaklık gibi doğal unsurlarla etkileşime giren heykelsi ve sürükleyici büyük ölçekli enstalasyonlarıyla tanınıyor.

Banksy, “Global Warming” (2009)

The Weather Project’i Londra’daki Tate Modern Turbine Hall’da kurduğu çalışmada Eliasson, sis bulutları oluşturan puslu makinelerle binlerce ampulden oluşan devasa bir güneşin olduğu kurgusal bir manzaranın hava sistemini yaratmıştı. Sanatçının ufuk açıcı bir başka çalışması da, İzlanda’nın eriyen buzullarından aldığı 30 devasa buz bloğunu Londra’ya taşıyıp yerleştirmesiydi. “Ice Watch” ismini verdiği eseri de yine iklim krizine tüm dünyanın dikkatini çekmek içindi.

Olafur Eliasson, “The Weather Project” (2003)

Yine zamanımızın önde gelen çevreci sanatçılarından biri olan Andy Goldsworthy, İngiltere’deki Yorkshire Heykel Parkı’ndan New York’taki Storm King Sanat Merkezi’ne kadar dünyanın her yerinde görülebilen mekana özgü heykelleriyle tanınır. Diğer malzemelerin yanı sıra taş, yeşil ağaç ve kil ile çalışan Goldsworthy’nin pratiğinin kökleri doğal dünyaya dayanmaktadır. Heykelleri genellikle vahşi yaşam alanlarını taklit eder ve izleyiciyi bedensel bir deneyimin parçası olarak çevreyle ilişki kurmaya davet eder ve bu da işin hayata geçmesini sağlar.

Andy Goldsworthy, “Ice laid on fallen oaks” (2023)

Geçtiğimiz yıllarda, QNB Finansbank’ın ile sürdürülebilirlik projeleri kapsamında yaptığımız iş birliğinde de sürdürülebilirlik konusuna değinmiştik.“Kırılma Noktası” ile, 30 yerli sanatçının tamamen atık ve geri dönüşüm malzemelerinden yarattığı 50 eser izleyici ile buluşmuştu.

Dünyanın en büyük ve en çok ziyaret edilen müzesi olan Paris’in Louvre Müzesi’nin meşhur piramidini de yapan mimarlık ofisi tarafından çizilen QNB Finansbank Kristal Kule binasının ev sahipliği yaptığı bu sergide çalışmalarının merkezine iklim krizi ve çevre sorunlarını alan sanatçıların atık malzemelerle ürettiği çok çeşitli eserler yer alıyordu. Bu kapsamlı serginin küratörlüğünü Denizhan Özer üstlenirken, sergide Bubi, Bedri Baykam, Mehmet Özenbaş gibi Türkiye çağdaş sanatının önemli temsilcilerinin eserleri bulunuyordu.

Atık bezlerden yapılmış devasa tablolar, siyah saç tokalarından yaratılmış kıyafetler, betonlaşma uğruna kesilmiş ağaçların dallarından yapılmış heykeller… Dünyamızın karşı karşıya olduğu yok olma tehlikesinin ciddiyetinin farkına varma, gençlerimizi ve çocuklarımızı bu alanda bilinçlendirme umuduyla, benzer işlerin hayata geçirilmesi oldukça önemli.

Yazının orijinalini görmek için tıklayınız: “Nazlı Keçili: Sanatta Sürdürülebilirlik”