Maya Portakal; sürrealizmden minimalizme, Rothko’nun renk alanlarından 1920’lerin zarafetine uzanan geniş bir ilham haritası çiziyor…
Art+Style Q&A söyleşi serisinin üçüncü konuğu konuğu Maya Portakal. Maya Portakal, sanat ve moda arasındaki ilişkiye dair soruları yanıtlayarak ilham aldığı sanatçılardan stil kodlarına, zamansız parçalardan tasarım tercihlerine uzanan bir çerçeve çizdi. Söyleşide, sanat-moda iş birlikleri, kişisel stil anlayışı ve sanat eserlerinin giyilebilir formlara dönüşme potansiyeli üzerine değerlendirmelerde bulundu…

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Elsa Schiaparelli’nin Salvador Dalí ile yaptığı işler hâlâ beni büyüler. Lobster Dress yalnızca bir elbise değil; sürrealizmin couture ile dansıdır. Sanatın provokatif zekâsı ile modanın bedensel dili arasında kurulan o köprü çok güçlü.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Evet. Mark Rothko’nun tuvallerine baktığımda renk bloklarının dingin ama derin titreşimini üzerimde taşımak isterim. Bir sergiden çıkıp “bu bir kaftan olmalı” dediğim çok olmuştur.
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
1920’lerin zarafeti ve 1970’lerin özgürlüğü. Biri disiplinli bir çizgi, diğeri nefes alan bir ruh veriyor.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
Babamın saati, iyi kesimli siyah bir ceket, ipek bir şal ve sade ama güçlü bir inci kolye. Zamansızlık aslında sadeliğin cesareti.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Yves Saint Laurent. Kadını hem güçlü hem kırılgan gösterebilen nadir tasarımcılardan.
Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?
Aşırı logo çılgınlığı. Stil fısıldamalı; bağırmamalı.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz? (Ressam, yazar, moda evi tasarımcısı v.b.)
Anish Kapoor. Boşlukla kurduğu ilişkiyi yerinde görmek isterdim. Mekânın içindeki sessizliği deneyimlemek.
Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Pablo Picasso. Sohbetinin ritmi muhtemelen geceyi dönüştürürdü.
Stil ikonunuz kim?
Carolyn Bessette-Kennedy. Sessiz lüksün ve ölçülü minimalizmin vücut bulmuş hâli.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Zarif. Güçlü. Zamansız.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?
James Turrell’in bir Skyspace’i… Gökyüzünü evin tavanına davet etmek isterdim. Işığın kendisiyle yaşamak…
Stiliniz bir şehir olsa?
Paris. Disiplinli ama şiirsel. Gelenekli ama cesur.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Fahrelnissa Zeid. Renklerinin kozmik enerjisi couture formunda yeniden doğabilirdi. Sanat benim için yalnızca duvara asılan bir nesne değil; yaşanan, taşınan, hissedilen bir varlık. Stil de öyle.



