Sanat tarihinden moda ikonlarına uzanan ilham kaynaklarıyla şekillenen bir stilin izini süren Melis Ağazat, zamansız parçaları dönemler arası bir estetik anlayışla yeniden yorumladı.
Artkolik’in Art+Style Q&A serisinde bu hafta, sanat ve modayı kişisel bir ifade alanı olarak ele alan Melis Ağazat ile bir araya geliyoruz. Ağazat, zamansız parçalarla kurduğu stilini farklı dönemlerin estetik kodlarıyla harmanlarken; sanat tarihinden moda ikonlarına uzanan geniş bir ilham dünyasını samimi ve özgün bir dille paylaşıyor. Sanatla kurduğu bağın gardırobuna nasıl yansıdığını, ilham kaynaklarını ve stiline yön veren referansları anlattığı bu söyleşi, sanat ve modanın kesişiminde güçlü bir bakış sunuyor…

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Louis Vuitton’un Murakami, Kusama, Sprouse gibi dev sanatçılarla yaptığı iş birlikleri ve özellikle çantaları taşınabilir sanat “carry-on art” yaklaşımıyla beni hep çok heyecanlandırdı. Dries Van Noten’in porselen sanatçısı Bouke de Vries ile yaptığı iş birliği ise son dönemin en muazzam işlerinden!
Geçen senelerde Dior’un bu limited edition Lady Dior’ları, lokal birçok sanatçının ellerinden çıkan çantalarla bu kulvarı şenlendirdi. Türkiye’den de Burçak Bingöl, Hayal Pozanti gibi sanatçıların elinden çıkan Lady Dior çantalar tam bir arzu nesnesi olarak hem moda hem de sanat dünyasını etkiledi.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Çok oldu. John Singer Sargent’ın “Madame X” beni çok etkileyen bir portredir. Giydiği siyah tuvalet bana çok ilham vermiştir. Aynı zamanda Tamara de Lempicka’nın kadınları ve giydikleri de…
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
Stilimi tam da bu yılların etkileşimlerinden doğan bir sentez olarak görüyorum. 20’lerin Belle Époque gece tuvaletleri, 60’ların monokrom takımları ve 80’lerin disko tınısı, Studio 54 ruhunun defilelere yansıması, Mugler, YSL ve Montana. Her birinin etkisi ve izdüşümleri stilimde vardır ve bir alt bilinç olarak kombinlerime yansımaktadır. Aslında tüm etkilendiğim dönemler bir kokteyl gibi karışır ve günceli de katarak tarafımdan yorumlanırlar.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
Moda tarihinin tüm zamansız parçalarını bir şekilde gardırobumun seçkisine kattım. Tıpkı bir koleksiyoner titizliği içinde yıllar içinde arşivledim. Mutlaka her sezon güncel parçalarla onları tamamlıyor, stilime ait imgeyi yaratıyorum. Bir çift Manolo Blahnik ile ruhumdaki Sarah Jessica Parker’ı ortaya çıkarmayı, bir Burberry trençkot ile Audrey Hepburn’ü, vatkalı bir bando ceket ile içimdeki Michael Jackson’ı bu zamansız döngüye katıyorum.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Dokular, desenler ve renkler konusundaki cambazlığı ile her zaman beni kendine hayran bırakan Dries Van Noten; form, silüet ve kalıplardaki reformlarıyla Dior ve tabii ki Miuccia Prada.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz? (Ressam, yazar, moda evi tasarımcısı vb.)
Anselm Kiefer. Ressamın en büyük hayranıyım. İki sene evvel Venedik Bienali’ne özel Dükler Sarayı’ndaki sergisi ve o tabloların yapılışını hayal bile edememiştim. Bunun yanı sıra Elsa Schiaparelli ve Virginia Woolf. Yarattığı silüetler ve sürrealizmi modaya taşıdığı için Schiaparelli; romancılıkta ise bilinç akışı tekniğini geliştirip romanı görselleştirdiği için Virginia Woolf. Yazarın Richmond’daki evindeki yazı yazdığı odaya girmek isterdim.
Zamansız bir davette, kavalye olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Michael Jackson!
Stil ikonunuz kim ve neden?
Bianca Jagger, Kate Moss ve Jackie O.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Stil, kıyafetlere eşlik ettiğiniz bir gülümseme, mimikler ve beden dilinizin kıyafetlerle kurduğu uyumdur. Doğru kombini taşımak da böyle bir şeydir. Kıyafet iç dünyanızla uyumsuz ise zaten kendini ele verir. Yakışmamıştır, olmamıştır.
Ben kendi stilimi ise bazını zamansız parçalarla kurduğum, üzerine kontrastlık ve mutlaka ters köşe bir dokunuşla tamamladığım bir kompozisyon olarak görüyorum.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?
Bir Velázquez hayranı olarak sanatçı Manolo Valdés’in “Las Meninas” bronz heykellerini Büyükada’daki evimizin bahçesinde görmek isterdim.
Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
İç sesim Londra derken, dış sesim Paris diyor.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Sanırım Mark Rothko olurdu. Ondaki gibi bir color sense ve renk paletini tepeden tırnağa kombinlemeyi hep düşünürüm.




