Sanat tarihçisi, koleksiyoner ve Sevil Dolmacı Gallery’nin kurucusu Sevil Dolmacı, sanat ve modanın birbirini besleyen yaratıcı dünyalar olduğuna inanıyor. Andy Warhol’dan Yayoi Kusama’ya, Gustav Klimt’ten James Turrell’e uzanan ilham kaynaklarıyla Dolmacı, stilini zarafet, güç ve zamansızlık ekseninde tanımlıyor.

Art+Style serimizin bu haftaki konuğu Sevil Dolmacı, çağdaş sanat alanındaki çalışmalarıyla Türkiye sanat dünyasının öne çıkan isimlerinden biri. Sanatı yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak gören Dolmacı, Art+Style Q&A serimizde; Andy Warhol, Yayoi Kusama, Gustav Klimt ve James Turrell gibi isimlerden beslenen estetik dünyasını, zamansız stil anlayışını ve sanat ile modanın kesiştiği noktaları samimi bir dille anlatıyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

İlk olarak aklıma 1991 yılında Gianni Versace’nin Andy Warhol’dan ilham alan koleksiyonu geliyor. Warhol’un pop sanatını moda podyumuna taşıması dönemi için oldukça cesur bir adımdı. Bugün sıkça gördüğümüz sanat-moda iş birliklerinin öncülerinden biri olduğunu düşünüyorum. Sanatın yalnızca ilham kaynağı değil, koleksiyonun merkezine yerleştiği güçlü bir örnekti. Ancak geçtiğimiz yıllarda Louis Vuitton ve Yayoi Kusama iş birliği benim için çok güçlü bir diğer yeni bir örnek. Kusama’nın obsesif tekrarları ve sonsuzluk fikrinin, lüks modanın diliyle bu kadar uyumlu bir şekilde buluşması etkileyiciydi. Sanatın bir aksesuar değil, koleksiyonun özü hâline geldiği nadir iş birliklerinden biri.

Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?

Kesinlikle. Gustav Klimt’in eserlerine her baktığımda bunu hissediyorum. Özellikle altın varaklarla kurduğu o zengin yüzey dili ve dekoratif katmanlar bana her zaman couture bir elbiseyi çağrıştırıyor. “The Kiss” adeta giyilebilir bir sanat eseri gibi.

The Kiss, Gustav Klimt

Stilinizde en çok hangi dönem etkili?

1930’lar ve 1970’ler arasında kalıyorum. 1930’ların zarif, feminen siluetleri ile 70’lerin özgür, sofistike bohem ruhunu bir arada seviyorum.

Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?

İyi kesimli bir siyah blazer, ipek beyaz gömlek, kaliteli bir trençkot ve vintage mücevherler. Trendler değişse de bu parçalar her zaman güncel kalıyor.

Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?

Yves Saint Laurent. Güçlü kadın siluetlerini zamansız bir zarafetle yorumlayabilen çok az tasarımcı var. Onun tasarımları her döneme uyum sağlayabiliyor.

Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?

Modada hiçbir şeye kesin bir “asla” dememeyi öğrendim çünkü her şey geri dönüyor. Ancak aşırı tüketimi teşvik eden ve kişisel stilden çok kopyala-yapıştır görünüm yaratan mikro trend kültürünün geride kalmasını isterim.

Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?

Salvador Dalí. Onun üretim sürecine ve hayal dünyasının nasıl şekillendiğine tanıklık etmek büyüleyici olurdu.

Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?

Andy Warhol. Sanat, moda ve popüler kültürü aynı masada buluşturabilen nadir figürlerden biri. Onunla yapılacak bir sohbet başlı başına bir performans olurdu.

Stil ikonunuz kim ve neden?

Jacqueline Kennedy Onassis. Çünkü zarafetin gürültüsüz ama güçlü olabileceğini gösteren isimlerden biri. Şıklığı hiçbir zaman abartıya ihtiyaç duymadı.

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?

Zarif, güçlü, zamansız.

Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?

Aslında tek bir eser seçmek yerine, Peggy Guggenheim’ın Venedik’teki evindeki gibi yaşayan bir sanat ortamını evime taşımak isterdim. Benim için en büyük lüks, sanatla çevrili bir hayat.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?

Paris. Klasik ama sıkıcı değil, zarif ama gösterişsiz, tarih ile çağdaşlığı aynı anda taşıyabilen bir şehir.

Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?

James Turrell. Işıkla çalışan eserlerini giyilebilir hâle getirebilseydik, moda yalnızca bir kıyafet değil, algıyı değiştiren bir deneyime dönüşürdü.