Moda, sanat ve şehirler arasında kurduğu estetik bağlarla dikkat çeken Edwina Sponza, Art+Style Q&A’da zamansız stil anlayışını, sanatla kurduğu duygusal ilişkiyi ve ilham aldığı isimleri anlattı. Rothko’dan Basquiat’ya uzanan referanslarla şekillenen dünyasında stil, kişisel bir ifade alanına dönüşüyor.
Art+Style serimizin bu haftaki konuğu Edwina Sponza oldu. Zamansız parçaları modern bir bakışla yorumlayan stil anlayışıyla dikkat çeken Sponza; sanat, moda ve gündelik yaşam arasındaki ilişkiyi sade ama güçlü bir estetik üzerinden değerlendiriyor. Yayoi Kusama’dan Rothko’ya, Calder’dan Basquiat’ya uzanan ilham dünyasında renk, form ve atmosfer önemli bir yer tutarken; Paris’in zarafetini ve New York’un enerjisini bir araya getiren stil yaklaşımı da söyleşinin öne çıkan detayları arasında yer alıyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Louis Vuitton X Yayoi Kusama iş birliği beni çok etkilemişti. Sanatı sadece bir desen gibi değil, bir ruh hâli gibi modaya taşıyan işlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Evet, özellikle ışık ve renk kullanan sergilerden çıktığımda bunu çok hissediyorum. Bir de heykel sergilerdinden. Mesela dün Calder sergisini gezdim ve form olarak beni çok etkiledi, Bazen bir tablo bana direkt “bu bir elbise olmalı” hissi veriyor. Özellikle beyaz ve siyah tonlarının olduğu minimalist işler stilime çok ilham oluyor.
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
Sanırım 90’ların sade lüks anlayışı ile 70’lerin feminen ve özgür ruhunun birleşimi diyebilirim.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
İyi kesimli blazerlar, ipek gömlekler, kaliteli trench coat’lar ve zamansız topuklu ayakkabılar. Bazı parçaların modası geçmiyor, sadece karakter kazanıyor.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Saint Laurent diyebilirim. Güçlü ama zahmetsiz görünen tarzını çok seviyorum. Ve Chanel benim en sevdiğim marka diyebilirim.
Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?
Aşırı logolu dönemlerim.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Kesinlikle Basquait. Onun kafasının içini, işleyiş şeklini anlamayı çok isterdim, çok erken kaybettik.
Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Salvador Dalí çok ilginç olurdu diye düşünüyorum. Bir gece boyunca asla sıkılmazdınız.
Stil ikonunuz kim ve neden?
Cate Blanchet, Kate Moss, Marillion Cotillard, Jackie Kennedy ve kardeşi Lee. Çünkü feminenliği çok doğal ve abartısız taşıyorlar. Zarif ama ulaşılmaz görünmeyen bir stilleri var.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Zarif, doğal ve zamansız bence
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?
Mark Rothko isterdim. Sakinleştirici ve çok meditatif olduğunu düşünüyorum. Ve renkler hep inanılmaz. Bir de ben küçük küçük eserler yerine bir tane büyük eseri boşlukta görmeyi tercih edebilirim.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
Kesinlikle Paris. Zarif, güçlü, zamansız ve detaylarda yaşayan bir şehir. Bir de deli ruhum icin NY tabii. Asla vazgeçmem.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Mark Rothko’nun renk dünyasını modaya taşımayı çok isterdim. O geçişli tonlar kumaş üzerinde çok etkileyici dururdu. Özellikle kiremit, sarı gibi tonlarını yazın hayal edebiliyorum büyük bir elbisede…



