Simin Erbel, Artkolik için sanat, moda ve kişisel stilinin ilham kaynaklarını anlatıyor…
Artkolik’in Art+Style Q&A serisinin bu haftaki konuğu Simin Erbel. Sanat ve modanın kesişim noktalarına dair ilham kaynaklarını, gardırobundaki zamansız parçaları ve stilini şekillendiren estetik referansları anlatan Erbel; Irving Penn’den Georgia O’Keeffe’ye uzanan bir yelpazede, kişisel stilinin ardındaki sanat dünyasını paylaşıyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Fotoğrafla ilgilendiğim için aklıma ilk gelen iş birliği Irving Penn ve Issey Miyake. Miyake’nin tasarımları zaten heykelsi ve deneysel. Penn de onları fotoğraflarında neredeyse soyut birer form gibi yorumluyor. Böylece moda, fotoğraf ve heykelin arasında duran çok güçlü bir görsel dil ortaya çıkıyor.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Evet, özellikle Georgia O’Keeffe’nin işleri bana bunu çok hissettiriyor. Ama sadece resimleri değil, kendi stilini de inanılmaz etkileyici buluyorum. O sade, neredeyse monastik diyebileceğim siyah ve beyaz kıyafetleri, çok güçlü ama aynı zamanda çok yalın bir estetik taşıyor. Resimlerindeki formlarla kişisel stilinin arasında da çok güzel bir uyum var. Bir sergisinden çıktığımda aslında en çok düşündüğüm şey şu oluyor: Bu sadelik ve güç hissini bir silüette nasıl taşıyabilirim.
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
90’lar. Özellikle o dönemin Jil Sander, Prada ve Calvin Klein’ındaki sade ama çok güçlü minimalizm. Belirli bir döneme ait olmasa da kovboy stilinin de üzerimde etkisi var. Denim, botlar ve şapkalar… O özgür Amerikan Batısı hissi veren parçalar minimal bir gardıropla birleşince kendimi en beni yansıtan şekilde ifade ettiğimi hissediyorum.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
Annemin bana verdiği kürkler ve seneler içinde topladığım vintage denimler.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Sanırım Ralph Lauren derdim. Onun dünyasında çok sevdiğim iki farklı ruh bir arada: Western özgürlüğü, biraz sinematik havası ve çok rafine bir terzilik geleneği. Denim, süet ve botlar gibi daha ham ve doğal parçalarla, son derece zarif ve sofistike silüetleri aynı evrende buluşturabiliyor.
Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?
Aşırı “distressed” jean’ler.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Alberto Giacometti. Hem heykelleri hem de Jean-Michel Frank ile yaptığı tasarım işlerine bayılırım.
Zamansız bir davette, kavalye olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Peter Beard.
Stil ikonunuz kim ve neden?
Bir kişi seçmem imkânsız. Çok farklı tarzlardan etkileniyorum. Bir gün Lauren Hutton veya Julie Pelipas gibi doğal ve rafine bir şıklık isterken, ertesi gün tam bir cowgirl gibi giyinebilirim.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Zamansız, rafine, özgür.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu?
Madem hayal gücünün sınırlarını kaldırdık, o zaman Christo ve Jeanne-Claude’un Pont Neuf projesini evin bahçesinde görmek isterdim. Bir şeyi saklayarak görünür kılmak bana her zaman çok şiirsel gelmişti.
Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
New York City.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Egon Schiele çok ilginç olurdu. Onun figürlerinde inanılmaz güçlü bir beden dili var. O keskin pozlar ve uzun silüetler bana her zaman çok modern geliyor. Neredeyse bir moda illüstrasyonu gibi görünüyorlar. O karakterlerin enerjisini ve o biraz kırılgan ama güçlü tavrı bir silüete çevirmek çok ilginç olurdu.



