Cumartesi, Aralık 7

MBSR Eğitmeni Bilge Buluş ” Hayat, istediğimiz adımları atmamak için çok kısa…”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

MBSR Eğitmeni Bilge Buluş ile “MBSR nedir ? Stres yönetimindeki önemi ve teknikleri nelerdir ?” sorularına yanıt ararken Artkolik’te gerçekleştireceğimiz MBSR Temelli Stres Azaltma Programı hakkında ipuçları aldık ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Röportaj: Begüm Boztaş

 

Bilge Buluş kimdir? Bize kendinizden bahseder misiniz? 

İstediğimiz sorudan başlayabilir miyiz? Hayır çünkü sanırım en zor soru bu; bunu sona saklasak olur mu? Sona derken hayatın sonuna diyorum…. Eh tabi kim olduğumuz sorusu gerçekten yanıtını bilmediğimiz, öğrenmek için her gün kendimize baktığımız, baktıkça kendimizi kaybettiğimiz bir konu. Ama güzel hatırınız için bildiklerimi sayayım; 1975 Ankara doğumluyum. Hep tuhaf olduğunu düşünen 3. çocuktum. Kısa dalga radyo frekanslarında uzaylıları aramalar, kalabalık bir ailede yalnız kalmalar, tuhaf rüyalar, korkular, heyecanlar, okulda sıkılmalarla geçen yıllar.

Hep içimde kocaman ağır bir Bilge Hatun ile yaşadım ben. Olması gerekeni gören ama bedenin heyecanları, korkuları, endişeleri, sıkıntılarından ona ulaşamayan içimdeki benle. Uzun süre Bilge’yi parlattım, büyüttüm, motive ettim, azarladım, suçlu buldum… Sonra uzun ama belki kısa bir süreçten sonra kendimi tanımlamamayı öğrendim, kimseye benzemeye çalışmamayı, yaftalamamayı, olduğum kadar olduğum gibi kendimi sevmeyi ve kabul etmeyi, dinlemeyi, anlamayı, gözlemlemeyi ve anda idrak etmeyi öğrendim. Ve şimdi bu soruyu yanıtlarken kalbimden geçen şöyle demek galiba: yeryüzüyle gökyüzü arasında mucizevi bir anda yaşayan olağanüstü bir varlık Bilge Buluş, her birimiz ya da hepimiz aslında.

Uzun yıllar sinema sektöründe çalıştınız. Ne oldu da MBRS eğitmeni olmaya karar verdiniz? Tercihinizde etkili olan faktörler neler oldu?

Müthiş bir heyecan ve binlerce fikirle güzel sanatlar sinema okudum. Bir yandan da Yeşilçam’da ardından da TV’ lerde çalıştım…. Hem yorucu hem de çok öğretici zamanlardı. Oyuncuları yönetmekle ilgili kendimi geliştirmek için Eric Morris’in “Acting, Imaging and Unconscious” diye bir kitabını okuyordum seneler evvel. Oyuncuların rol yapması değil olma haline geçmesiyle ilgili bir ekol Eric Morris ekolü. Orada deneyimi parçalara ayırma ve yargısız gözlemle ilgili olağanüstü alıştırmalara rastladım. Alıştırmaları o zamanki arkadaşlarımla heyecanla ve merakla yaptığımızı hatırlıyorum. Elbette o çalışmalar insanı gençliğinde çok etkiliyor.

Bir de aynı kitapta imgelemenin olağanüstü gücünden de bahsediliyordu. Hatta bir pasajda Amerika’da çeşitli kliniklerde bu yöntemlerle kanserli hastaların iyileştirildiğinden söz ediliyordu. Bu arada benim de aylar öncesinde ayağıma diken batmış ve yara da bir türlü iyileşmemişti, Ayağımın altında dikenin etrafında nasırımsı derin bir doku oluştu. Hastanede küçük bir operasyonla bu doku alındı ama yeri baş parmak büyüklüğünde derin bir oyuk olarak kaldı. 4 ay kapanamadı o derin delik. Ben de tam bu kitabı okuyordum. Bu imgelemeyi ben de yapabilir miyim acaba diye düşündüm ve denemeye başladım… Ama asla konsantre olamıyordum. Zihnime bir sürü düşünce geliyordu ve ben canlı bir şekilde iyileşmeyi imgeleyemiyordum ama sadece 3 günün sonunda yara tamamen kapandı!! Üstelik tam konsantre olamamıştım, iyi imgeleyemediğimi düşünüyorum …  Ama işte olmuştu…. O günden sonra durmak bilmeden anlamaya çalıştım zihin beden bağlantısını. Ve elbette Meditasyon yapmaya başlamam uzun sürmedi.

Meditasyon kelimesini ilk duyduğumuzda önyargılarımızla biraz fikirden uzaklaşıyoruz ama Meditasyon, sadece dikkate dikkat etmektir. Dikkatin nereye gittiğini fark etmek ve seçtiğimiz bir objeye ya da nefese geri getirmektir. Ben de zihnimde kurduğum iyileşme hayaline iyi odaklanamadığımı ve bunu daha derinden anlamak ve yapmak istediğimi fark ettiğimde meditasyon öğrenmeye karar verdim. Farklı meditasyon tekniklerini denedim, uzun bir süre transandantal meditasyon yaptım. Sonra elbette Mindfulness kavramıyla tanıştım. Ardından Mindfulness kavramını temel alarak geliştirilmiş olan Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programını deneyimledim. Bütün deneyimlerden sonra da yolum beni, bu konuda eğitmen eğitimi almaya yöneltti. Çünkü odaklanmayı öğrenmeden ve hatta nasıl bir tutumla farkında olunacağını anlamadan farkına varma hali gerçekleşmiyor, bunu iyi öğrenebilmek ve öğretebilmek gerekiyor. İspanya’da Mindfulness Akademi’den eğitmenlik sertifikası aldığım eğitimi tamamladım. Şimdi İstanbul’da düzenlediğim atölyelerle MBSR, Rehberli İmgelem ve meditasyon dersleri veriyorum.

Mindfulness nedir? Nasıl yapılır?

Mindfulness yaşanan anda olanları farkındalıkla, yargılamadan gözlemlemek demektir. Zihni ya da farkındalığımızı bir maksatla şimdi ve burada yaşanan deneyime getirmektir. Aslında temelde bir şey yapılmaz, hatta yapılmaması amaçlanır. Yapmaya alıştığımız her şeyi, olmayı öğrendiğimiz kişi olmayı nasıl bırakacağımıza bakarız beraber.  Dolayısıyla Mindful olmak yani “kendinde olmak” yapılan bir eylem değil olunan bir haldir. 8 haftalık MBSR yani Mindfulness Temelli Stres Azaltma programında katılımcılar adım adım, sürekli içinde oldukları yapma, çabalama, koşuşturma halinden çıkıp, olma, anda kalma ve sakinlik hallerini deneyimlerler.

Beden sakin olmayı öğrenebilir. Bu bırakma, sakinleşme, çabalamama anları bedenin stresten arınmayı öğrenmesi için son derece kıymetlidir. Çünkü normalde her an tetikte olmayı öğrenmiş olan beden, artık neredeyse sürekli olarak bedeninin otonom sinir sisteminin alarm halindeki sisteminde kalır. Oysa bedenin büyümek, kendini tamir etmek, sindirmek için dinlenme ve sindirme haline geçmesi beklenir. Eğer beden bu dinlenme sinir sistemini aktive edemez ise, kendini yenileyemez, tamir edemez, özümseyemez, sindiremez, dinlenemez ve rahatsızlıklar başlar. Uyumak ne yazık ki dinlenmek demek değildir, bunu hepimiz yorgun kalktığımız uykularımızdan biliriz.

Öyleyse bedeni bilinçli olarak yani “Mindful” olarak ne yaşadığının farkında ve kontrolü eline almış hale getirebilmek gerekir ki, günlük streslerini kontrol edebilsin ve dinlenme gerçekleşebilsin. Hayatta her gün bu beden bir takım uyaranla karşılaşır, bunları kontrol edemeyiz. Ancak bedenin bu uyaranlara verdiği tepkiyi kontrol edebiliriz. Bizim dışımızda gelişen her şeyi her an yorumlamak, eleştirmek, üzerine düşünmek, buna kapılmak, bilmek, bunlar üzerinden düşünceler üretmek zorunda değiliz. Sizi bilmiyorum ama benim her düşüncem, dünyayı kurtarmak, açlığı dindirmek, atomu parçalamakla ilgili değil. Yararsız ve gereksiz düşünceleri fark etmek bile sistemde müthiş bir rahatlama sağlıyor. Duygu ve düşüncelere dışarıdan bakabilme gücü onları kabul edip etmeme gücünü bizlere veriyor. Bu da başlı başına özgürleşmek demek.

Mindfulness için belli bir yaş aralığı var mı?

Elbette yok, mesela bebekler doğdukları anda şimdi ve buradalar zaten. Her an bu anı yaşıyorlar aslında, ama yavaş yavaş yaşadıkları deneyimlerinden yaptıkları çıkarımlarla hayatı nasıl yaşayacaklarını öğreniyorlar. Yani deneyimlediklerimizden yaptığımız anlık çıkarımlarla hayatımızı nasıl yaşayacağımızı bizler belirliyoruz. 4-5 yaşındaki çocuklardan başlayarak her yaş çocuğa “şimdi ve burada” olmak ve duygulara, düşüncelere, bedene dışarıdan bakmak rahatlıkla öğretilebiliyor. Tek fark 18 yaş öncesi tüm eğitimlerde kavramsal anlatımın ortadan kalkması ve oyun, yaratıcı drama ve alıştırmalarla deneyim üzerinden konunun aktarılması.

Şu anda İngiltere’de tam 370 okulda Mindfulness Temelli Eğitimler veriliyor, ceza odaları kaldırılıp yerine Mindfulness odaları düzenleniyor. Dikkat toplamada, verimlilikte, duygularını ifade etmede, empati kurmada, akran zorbalığında neredeyse mucize olarak kabul edilebilecek sonuçlar alıyorlar. Gerçekten ümit verici gelişmeler bunlar.

Bizim Artkolik’te gerçekleştireceğimiz atölyenin yaş sınırı ise 21. 21 yaşında beynin yapısal olarak tamamlandığı kabul edildiğinden MBSR için en uygun yaşın bu olduğu belirlenmiş. Elbette bir üst sınır yok çünkü öğrenmenin yaşı yok.

 

Mindfulness hangi konularda bizlere yardımcı olabilir ?

Öncelikle MBSR programı, Mindfulness bakış açısını içselleştirmenize yardımcı olur. 8 haftada beyinde oluşan yapısal değişiklikler, kendi başımıza yapamayabileceğimiz dönüşümleri mümkün kılar. Program sırasında nasıl bir farkındalık geliştirmenin bizler için en faydalı ve en verimli olduğunu derinden kavrarız.

Bu programın en sevdiğim yanı katılımcıların, rehber eğitmenin katılımcılarla oluşturduğu güvenli alanda kendi farkındalıklarını keşfetmeleri. Haftada 1 kere yaptığımız 2,5 saatlik buluşmalarda bedeni, düşünceleri ve duyguları dışarıdan gözlemlerken bulunduğumuz güvenli alan, kendimizi keşfetmek için bulunduğumuz bir liman gibidir. Katılımcı ne zaman limandan açılmaya karar verirse o zaman hayatını farkındalıkla yaşamaya hazır olduğunu da fark edecektir. Böyle bir limanda olmak bile çok iyi geliyor çoğumuza.

Buluşmalar sırasında her haftanın temasına uygun olarak yaptığımız meditasyonların ses kayıtlarını evde dinleyerek, programın ve farkındalığın hayatınıza yerleşmesini de mümkün kılıyor program. 8 haftalık programda her katılımcıya verilen el kitabı, anlatılan konuların üzerinden geçilmesini sağlayan konu anlatımlarını ve çeşitli alıştırmaları içeriyor.

Farkındalığı içselleştirirken nasıl bir farkındalık olduğu üzerinde durmakta fayda var tabi çünkü bence bu programdan aldığımız en önemli fayda, hayata ve yaşadığımız ana karşı geliştirdiğimiz tutumlar. Yargılamadan gözlemlemenin huzuruna eriyoruz bir defa. Dolayısıyla hayatta her şeye açık, tüm deneyimleri oldukları gibi kucaklama bilgeliğine erişiyoruz. Elbette dimağımız da genişliyor ve yepyeni bir bakış açısıyla deneyimleri karşılamaya hazırlanıyoruz. Bir düşünün hayatı çoktan monotonlaşmış olanlarımız için bu bile ne olağanüstü bir dönüşüm olurdu. Sabrı öğreniyoruz mesela, kendimize karşı sabrı temrin ettikçe, hayata ve herkese karşı da daha sabırlı oluyoruz. Bedeni, düşünce ve duyguları gözlemlerken güven duymayı öğreniyoruz derinden. Kendimize, doğaya ve hayata güven duymayı yeniden öğreniyoruz. Çabalamadan, tutunduklarımızı bırakarak, öz mutluluğa yakınlaşıyoruz giderek. Şefkatin ve iyiliğin temelleri üzerinde yükseldiğini hatırlıyoruz insanlığımızın. Ve belki de tüm bunlar olanı olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmekle başlıyor. Ve bu tutumlar iyiliğimizi sağlığımızı, mutluluğumuzu derinden etkiliyor.

 

Kabul etmek günümüzün karmaşası içinde kolay bir yaklaşım mı?

Günümüzün karmaşası bir yargı aslında. Mesela ben karmaşıklıktan ziyade paylaştığımız bilgiler sayesinde berraklaştığını düşünüyorum gün be gün hayatın. Her şeyi karmaşıklaştıran bizleriz, doğa hiç de karmaşık değil. Bu sorudaki kolay ya da zor bir yaklaşım olması da tamamen yargı tabi. Bu cümlenin kendi içindeki yargılardan kurtulursak geriye yalnız kabul etmek kalıyor zaten. Gördüğünüz gibi yargılardan kurtulursak olanı olduğu gibi kabul etmek kadar doğal bir şey yok değil mi?

İnsan zihni böyle evrilmiş, önce bir problem yaratmalı sonra o problem etrafında dövünüp ıstıraplar yaratmalı sonra da çözümleyebilirse bir şey yapmış olduğuna sevinmeli. Kolay ya da zor, bu bağlamda tamamen bireysel yorumlar. Beyniniz neyi daha çok yaparsa onu daha iyi yaptığından, “kabul”ü tatbik edip deneyimlemeniz, fikirdeki zarafeti de bir süre sonra görmenizi sağlar.

Tabii kabul etmeyi konuşurken neyi, nasıl kabul etmekten söz etmeli elbet. Her şeyi; haksızlıkları, yanlışlıkları, zorbalıkları, kabul edin denmiyor elbet çünkü bunlar değiştirilebilir ve değişmelidir ama değiştiremeyeceğimiz şeylerle de yüz yüze gelip kabul etme bilgeliği, bize değiştirmek, dönüştürmek için bir başlangıç noktası verir. Mesela ailenizi değiştiremezsiniz, geçmişinizi veya başınıza gelenleri değiştiremezsiniz. Ama bulunduğumuz yeri bilmezsek yani kabul etmezsek bir sonraki adımı atamayız öyle değil mi? Ve hayat, istediğimiz adımları atmamak için çok kısa.

İşinizin en sevdiğiniz yanı nedir?

Sizsiniz… Birlikte, değiştirip dönüştürdüğümüz hayatlarımızı, nasıl coşkuyla yaşadığımızı görmek… Farklılıklarımıza rağmen, el ele, omuz omuza, bir arada olabildiğimizi görmek, birbirimizi ve kendimizi dinlemek, hayatın her anının ne kadar mucizevi olduğunu hatırlayabilmek…. İnsan daha ne ister…

 

 

Paylaş