Şener Özmen’den “Yeni Bir Umutsuzluk”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Şener Özmen’in ‘Yeni Bir Umutsuzluk’ başlıklı, Türkiye’deki en kapsamlı kişisel sergisi 12 Mayıs’a kadar Pilevneli Mecidiyeköy’de. Sergi, Özmen’in doğduğu ve uzun süre yaşadığı Diyarbakır başta olmak üzere, New York, New Jersey ve Berlin’de geçirdiği on yedi yıla yayılan, bazıları hiç gün yüzüne çıkmamış üretimlerini izleyiciyle buluşturuyor.

Yeni Bir Umutsuzluk, George Lucas’ın yazıp-yönettiği, 1977’de gösterime giren ve orijinal üçlemenin ilk filmi olan Yıldız Savaşları, Bölüm IV: Yeni Bir Umut’tan bir sahneyi, ‘kendisini bir şekilde ilgilendirdiği’ düşüncesiyle, yeniden ele alıyor. Özmen’in, coğrafik adlandırmalara ilişkin, muhtemelen anadilin yazınsal alanından kalma takıntılı tavrı, özellikle köklerinin olduğu toprakların ‘yok-yer’ sayıldığı —ya da başka türlü adlandırıldığı— zamanlarda, katatonik bir hal alabiliyor.

Şener Özmen, Göçmen.

Sanatçı, savaşların, göçlerin, iç göçlerin, zorla yerinden edilmelerin, yıkımların ve diğer anomalilerin, Dünya’nın kusursuz bir şekilde kurgulanmadığı düşüncesine bağlayarak, sorunun insan edimlerinde değil, o edimleri bize varoluşumuzun gerçekleştiği andan iti- baren, bir parmak bal misali yediren Dünya’nın kendisinde olduğunu, bu sorunların Dü- nya varolmaya devam ettikçe, uzak ve yakın geçmişinden hiçbir şekilde etkilenmeden, katlanarak devam edeceğini söylüyor.

Şener Özmen, Energize.

Ne sanatın ne de savaşların eksik olmadığı coğrafyalarda, katı gerçekliğin tahribatlarını düşlemsel olarak azaltacak yeni bir umutsu-zluk kapısının aralanmış olabileceğini, o kapıyı bulmamız ve öte tarafa geçmemiz gerektiğini de hatırlatıyor. Bu bağlamda Özmen, sergisini iki ana bölüme ayırıyor: İçinde en azından umut geçen, ancak umut vermeyen çalışmalar ile; umudu bir tür sömürü rejimi gibi algılayıp, iyiden iyiye su koyveren yeni çalışmalar olarak. ‘Dünya…’ diyor Şener Özmen, ‘şu bildiğimiz Dünya!’ İşte bu noktada, bilim-kurguya başvuruyor sanatçı; Diyar-bakır surlarında ‘Energize!’ diye bağıramıyor, Berlin Alexanderplatz’da, Marx ve Engels’den medet umuyor. New Jersey’de annesinin gördüğünü sandığı bir düş üzerinden, karla kaplı bir ormanda, bir ağaç gövdesinin kovuğuna sığınmış oyuncak bir Hoberman Küresi ile iletişime geçiyor, Kürtçe düşünüyor, Kürtçe konuşuyor, sanat hayatı boyunca hiçbir videosunda kullanmadığı Jimmy Jib’leri, şimdi Taciz videosuyla bir araya getiriyor. Orada yeni şeyler bulabileceğimizi ima ederek, Afrodit’in gövdesine, yeniden, yeniden ve yeniden bakmamazı öneriyor. Ardından, New Jersey Edgewater’dan, Manhattan’a bakışın nasıl yamulabileceğini, bir göçmenin, dönüştüğü şeyin toplamından daha fazlası olmayabileceğini göstermeye çalışıyor.

Paylaş