Tasarımcı ve sanatçı Sami Savatlı ile sanat ve moda arasındaki ilişkiden zamansız tasarım anlayışına, stilini besleyen kültürel figürlerden hayalindeki sanat eserlerine uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik. Raf Simons ve Sterling Ruby’nin ortaklığından Giorgio Armani’nin erkek giyimine yaklaşımına uzanan yanıtlarında Savatlı, kişisel stilin karakter, malzeme ve mekân algısıyla kurduğu ilişkiyi anlatıyor.
Sanat, tasarım ve iç mimarlık alanlarında çalışmalarını sürdüren Sami Savatlı, farklı disiplinleri bir araya getiren yaklaşımıyla tanınıyor. Tasarım çalışmalarında malzeme, doku ve atmosferi ön plana çıkaran Savatlı ile sanat ve moda arasındaki ilişkiyi, erkek stilinde karakterin önemini ve zamansız tasarıma bakışını konuştuk. Raf Simons ve Sterling Ruby’nin ortaklığından James Turrell’ın ışık ve algı üzerine çalışmalarına uzanan söyleşimizde, Savatlı’nın kişisel stilini şekillendiren isimleri ve fikirleri de ele aldık.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Raf Simons ile Sterling Ruby’nin birlikteliğini çok seviyorum. Moda ile sanatın birbirine sonradan eklenmiş iki katman gibi değil, baştan birlikte düşünülmüş olması çok güçlü. Ruby’nin yüzey, renk ve malzemeye yaklaşımıyla Simons’ın siluetleri gerçekten yeni bir dil oluşturuyor. Benim için iyi bir iş birliği, iki ismin de kendi sınırlarının biraz dışına çıktığı yerde başlıyor.
Bugünün erkek modasında eksik bulduğunuz şey ne?
Biraz karakter. Çok fazla iyi giyinen insan var ama azı akılda kalıyor. İyi kesimi ve iyi kumaşı seviyorum ama insanın kendine ait küçük bir sapması da olmalı. Stil bence tam orada başlıyor.
Hayalinizdeki otomobili bir sanatçı tasarlayacak olsa kimi seçerdiniz?
James Turrell’ı seçerdim. Otomobilin üzerine bir şey yapmasını değil, otomobilin kendisini baştan düşünmesini isterdim. Işık ve algıyla kurduğu ilişkiyi hareket eden bir mekâna nasıl taşırdı, gerçekten merak ediyorum.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Giorgio Armani. Çok düşünmeden söylerim. Erkek giyimini rahatlatırken hiçbir zaman özensizleştirmedi. Oran, kumaş ve duruş hep çok iyi; iyi bir Armani ceketi yıllar sonra da doğru görünüyor.
Erkek stilinde sizi en çok etkileyen sanatçı ya da kültürel figür kim?
Luchino Visconti. Sadece nasıl giyindiğiyle ilgili değil. Onun dünyasında mekân, kıyafet, müzik ve sanat aynı bütünün parçası. Ben de stilin yalnızca ne giydiğinizle değil, nasıl yaşadığınızla ve neye baktığınızla ilgili olduğunu düşünüyorum.
Zamansız bir davete, geçmişten ya da günümüzden kiminle birlikte gitmek isterdiniz?
Jean Cocteau. Şiir, çizim, sinema, tiyatro, hepsinin arasında inanılmaz rahat hareket ediyor. Böyle insanların kafasının nasıl çalıştığını hep merak etmişimdir. Muhtemelen davetten çok sohbeti hatırlardım.

Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Brâncuși. Sadece nasıl çalıştığını görmek için değil, o atölyenin içinde birkaç saat geçirmek için isterdim. Objeleri tek başına değil, çevresindeki boşluk ve diğer işler üzerinden de düşünmesi bana çok yakın geliyor. Ben de bir objeye hiçbir zaman sadece kendi sınırları içinde bakamıyorum.

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Rafine, sade, kişisel.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu?
Richard Serra’nın The Matter of Time’ını isterdim. Tabii bunun için evi de biraz büyütmemiz gerekirdi. Serra’da sevdiğim şey, esere sadece bakmamanız; içinde hareket ettikçe ölçek ve mekân algınız değişiyor. Bu fikir bana çok yakın.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
Milano. İlk bakışta kontrollü ve biraz mesafeli ama içine girdikçe çok katmanlı. Tarih, modernizm, moda ve tasarım doğal biçimde yan yana duruyor; hiçbirinin kendini ispat etme ihtiyacı yok. Beni çeken de biraz o sessiz özgüven.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Pierre Soulages. Özellikle siyahla yaptığı işleri. Resimlerini kumaşa basmak yerine, siyahın ışığa göre değişen mat ve parlak yüzeylerini giysiye taşımak isterdim. Tamamen siyah ama dokularla değişen bir gardırop fikri çok hoşuma giderdi.

Painting, November 20, 1956
