Art+Style’ın bu haftaki konuğu, Privée PR Istanbul’un kurucusu Arzu Demirer. Opera dünyasında şekillenen estetik bakışından sanat ve moda arasındaki yaratıcı ilişkilere uzanan söyleşimizde Demirer, zamansızlık anlayışını ve stiline yön veren ilham kaynaklarını paylaşıyor.

Moda, lüks ve yaşam tarzı alanlarında iletişim çalışmaları yürüten Privée PR Istanbul’un kurucusu Arzu Demirer’in sanatla ilişkisi çocukluk yıllarına uzanıyor. Besteci ve orkestra şefi Okan Demiriş ile soprano Leyla Demiriş’in kızı olan Demirer, operanın hayatın doğal bir parçası olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birikim, bugün onun modaya bakışında da kendini gösteriyor: bir sahnenin ışığı, bir kostümün hareketi ya da bir aryanın duygusu, stilinin ilham kaynakları arasında yer alıyor.

Bu hafta Art+Style’da Demirer’le Miuccia Prada’nın yaratıcı dünyasını, Elsa Peretti’nin yalın zarafetini ve Marc Chagall’ın resimlerindeki müzikal renkleri konuşuyoruz. Kendi stilini “feminen, disiplinli, teatral” olarak tanımlayan Demirer, Paris ile İstanbul arasında kurduğu estetik bağ üzerinden, kültürün ve kişisel hafızanın giyinme biçimimize nasıl yansıdığını anlatıyor.

En sevdiğiniz sanat–moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Miuccia Prada’nın sanatla kurduğu ilişki beni her zaman çok etkiliyor. Damien Hirst’ün ikonik Pharmacy dünyasının Prada Mode kapsamında yeniden yorumlanmasından, Rem Koolhaas/OMA imzalı Fondazione Prada’ya kadar sanat, mimari ve modayı aynı kültürel dünyanın parçaları olarak ele almasını çok seviyorum. Fondazione’da bugün Mona Hatoum’un mekâna özel Over, under and in between projesinin yer alması da bu yaklaşımın ne kadar canlı ve güncel olduğunun güzel bir örneği. Prada sanatı modanın dekoru hâline getirmiyor; sanatla gerçek bir diyalog kuruyor. Bence lüksün en güçlü hâli de bu: estetiğin arkasında kültür ve fikir olması.

Pharmacy by Damien Hirst, Prada Mode 2022

Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz

Ben opera dünyasının içinde büyüdüm. Dolayısıyla benim için ilham yalnızca bir tablodan gelmiyor; bir sahneden, dekordan, kostümden, ışıktan, hatta bir aryadan bile gelebiliyor. Bazen bir opera kostümüne bakıp “Bunun bugünkü karşılığı nasıl olurdu?” diye düşünüyorum. Sanırım modaya biraz teatral bakmamın nedeni de bu.

Stilinizde en çok hangi dönem etkili?

Aslında kendimi tek bir döneme ait hissetmiyorum. Geçmişten referansları seviyorum ama onları bugünün diliyle kullanmayı tercih ediyorum. Vintage görünmekten çok, zamansız ama çağdaş görünmek bana daha yakın.

Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?

İyi kesimli ceketlerim, siyah elbiselerim, yıllardır kullandığım çantalarım ve mücevherlerim. Fendi’de de sevdiğim şeylerden biri bu; bazı parçalar bir sezonun değil, hayatınızın parçası oluyor. Ben gerçek lüksün biraz da zaman geçtikçe değerini kaybetmeyen şeylerde olduğuna inanıyorum.

Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?

Prada. Çünkü hem kadınsı hem entelektüel olabiliyor. Bazen çok sade, bazen beklenmedik, hatta biraz tuhaf; ama hiçbir zaman sıradan değil. Miuccia Prada’nın güzellik kavramını sürekli sorgulamasını seviyorum. Ben de stilde kusursuzluktan çok karakter arıyorum.

Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?

80’lerde hepimizin biraz fazla ileri gittiği anlar olmuştur! Ama hiçbir trend için “asla geri gelmesin” demem. Moda zaten biraz da bunun için eğlenceli. Bir dönem sevmediğiniz bir şey, yıllar sonra bambaşka bir yorumla karşınıza çıkıp sizi şaşırtabiliyor.

Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?

Miuccia Prada’nın yaratıcı dünyasına girmek isterdim. Bir koleksiyonun arkasındaki düşüncenin nasıl oluştuğunu; sanatın, mimarinin, sinemanın ve toplumsal değişimlerin nasıl bir giysiye dönüştüğünü görmek çok ilginç olurdu. Onu yalnızca bir moda tasarımcısı değil, aynı zamanda çok güçlü bir kültür insanı olarak görüyorum.

Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?

Leonard Bernstein. Müziği, tiyatroyu, sanatı ve hayatı aynı masada konuşabileceğiniz biri… Sanırım onunla bir akşam yemeği sabaha kadar sürebilirdi. Ve tabii gecenin sonunda orkestranın başına geçmesini isterdim.

Leonard Bernstein

Stil ikonunuz kim ve neden?

Elsa Peretti. Onun stilinde beni en çok etkileyen şey, sadeliğin içindeki inanılmaz güç ve doğadan aldığı ilham. Hem kendi görünümünde hem Tiffany & Co. için yarattığı tasarımlar da hiçbir zaman fazlalığa ihtiyaç duymadı. Organik formlar, yalın çizgiler, çok doğal bir feminenlik… Zamansızlığın ne kadar modern olabileceğini gösterdi. Benim için gerçek stil de biraz böyle: sessiz ama yıllar boyunca unutulmaz.

Duane Michals, Vogue US, December 1974

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz

Feminen. Disiplinli. Teatral.

Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?

Hayal kurmakta tamamen özgürsek, ben bir tablo yerine Palais Garnier’nin Marc Chagall tarafından yapılan tavanını isterdim. Opera, resim, renk ve müzik aynı eserde buluşuyor. Opera benim çocukluğumdan beri hayatımın bir parçası olduğu için sanırım böyle bir eseri seçmem kaçınılmaz. Evimin tavanına sığması biraz zor olabilir ama zaten hayal kurmanın güzelliği de bu!

The Palais Garnier, Opera of Paris,Marc Chagall

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?

Artık yarı zamanlı yaşadığım Paris olurdu ama içinde İstanbul taşıyan bir Paris. Paris’in disiplini, zarafeti ve zamansızlığı; İstanbul’un ise dramatikliği, duygusu ve beklenmedik tarafı. Sanırım benim stilim bu iki dünyanın arasında bir yerde.

Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?

Yine Marc Chagall. Belki opera dünyasının içinde büyüdüğüm için Chagall’ın renklerini hep müzik gibi algılıyorum. Resimlerindeki hareketi, romantizmi ve o rüya hâlini couture bir elbiseye dönüştürmek isterdim. Ben yürüdükçe resim de hareket etsin isterdim.

The Triumph of Music, Marc Chagall