Sanat, moda ve mücevher tasarımının kesişiminde şekillenen estetik anlayışını anlatan Fatoş Altınbaş, ilham kaynaklarını ve zamansız stil yaklaşımını paylaştı…
En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Louis Vuitton’un Yayoi Kusama ile yaptığı iş birlikleri çok etkileyici. Kusama’nın dünyası o kadar güçlü ve renkli ki, moda üzerinden çok geniş bir kitleye ulaşırken bile ruhunu kaybetmiyor.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Bir sanat eserini incelerken, dokusuyla, rengi ya da ritmiyle bir mücevher tasarımına dönüşürse muhteşem olabileceğini sık sık düşünürüm. Mesela, Gustav Klimt’in altın dokulu eserleri, özellikle The Kiss, bana müthiş bir elbise olarak dahi giyilebilir gibi gelmiştir. Altının o sıcaklığı ve desenlerin akışı, bir mücevher ya da işlemeli bir couture parçası gibi.
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
Sanırım net bir dönem söylemek zor ama 70’lerin özgür ruhu ile 90’ların minimal ve güçlü kadın silüetlerinin arasında bir yerdeyim. Zamansızlıkla karakter arasında bir denge kurmayı seviyorum.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
İyi kesimli bir siyah blazer ceket, sade ama güçlü bir siyah elbise ve kaliteli bir krem ipek gömlek… Bunlar benim için yıllar geçse de anlamını kaybetmeyen parçalar. Bir de tabii ki zamansız mücevherler…
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Eğer tek bir tasarımcıyla devam edecek olsam, Nicolas Ghesquière derdim. Uzun süredir Louis Vuitton’un kadın koleksiyonlarını yöneten bir isim olarak, geçmişle geleceği çok dengeli bir şekilde bir araya getiriyor. Koleksiyonlarındaki işçilik beni her zaman etkilemiştir.
Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?
Açıkçası 40 yaşımdan sonra trendlerle ilişkimi biraz mesafeli tutmaya başladım… Pişmanlık değil ama 20’li ve 30’lu yaşlarımda trend olduğu için vücuduma yakışmayan veya stilim dışında kıyafetler giymiş olabilirim.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Leonardo da Vinci. Çünkü onun dünyasında sanat, bilim ve hayal gücü iç içe geçmiş gibi. O atölyede olmak, bir zihinle değil, bir evrenle karşılaşmak gibi olurdu. Bu dünyadan olmadığını düşündüğüm sanatçılardan biri…
Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Pablo Picasso’yu seçerdim. Çünkü onunla sadece bir akşam geçirmek değil, onun dünyasına kısa bir yolculuk yapmak gibi olurdu. Biraz zihin açıcı, biraz sürprizli… ve kesinlikle sıradan olmayan bir akşam olurdu diye düşünüyorum.
Stil ikonunuz kim ve neden?
Açıkçası stil ikonum diyebileceğim tek bir kişi yok, çünkü stilin biraz da insanın kendi hikâyesinden çıkması gerektiğine inanıyorum. Farklı dönemlerden, farklı kadınlardan ilham alıyorum ama en çok da zamanla kendi stilini inşa etmiş, trendlerin ötesine geçmiş kadınlar beni etkiliyor. Stil benim için taklit edilecek bir şey değil, zaman içinde oluşan kişinin kendisiyle ilgili bir olgu.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Resmî, modern, kadının gücünü yansıtmayı hedefleyen (yerine göre tabii).
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? “Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?
Antoni Gaudí’nin eserlerinden birini, hatta mümkünse Sagrada Familia’nın bir parçasını yaşam alanımda görmek isterdim. Onun mimarisi sadece bir yapı değil, adeta yaşayan bir organizma gibi… Işıkla, formla ve doğayla kurduğu ilişki insanın içinde bambaşka bir duygu yaratıyor. Böyle bir eserin parçasıyla yaşamak, her gün yeniden ilham almak gibi olurdu.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
Paris olurdu. Çünkü zarif ama iddiasız, güçlü ama bağırmayan bir dili var.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Refik Anadol diyebilirim. Onun veriyi ve teknolojiyi sanata dönüştürme biçimi çok büyüleyici… O akışkan, sürekli dönüşen görsel dili mücevherde ya da kumaşta düşünmek… sanki yaşayan, nefes alan bir tasarımı taşımak gibi olurdu.


