En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Elsa Schiaparelli ve Salvador Dali iş birliği benim için en çarpıcı olanlardan biri. Moda ile sürrealizmin bu kadar cesur ve yaratıcı bir şekilde birleşmesi çok etkileyici. Ortaya çıkan parçalar sadece giyilebilir değil, aynı zamanda birer sanat eseri gibi; sınırları zorlayan, akılda kalan ve zamansız işler.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Evet, birçok kez. Özellikle “A Bigger Splash” beni her zaman çok etkilemiştir. Eseri bugün hala ikonik ve çekici kılan şey, elli yıl sonra bile son derece modern görünmesi. Aynı zamanda aslında sadece iki saniyelik bir anı, suya düşen o tek sıçramayı ölümsüzleştirir. Bu kadar kısa bir anı böylesine zamansız hale getirmek çok etkileyici. Her baktığımda renk, hafiflik ve yaz hissi alıyorum.

Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
Sanırım en çok zamansız ve sade dönemler etkili. Temiz çizgileri, iyi kesimleri ve abartısız şıklığı seviyorum. Geçici trendlerden çok her zaman güzel duran parçalar bana daha yakın geliyor.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
İyi ve şık bir ceket, güzel bir fular ve düz babet ayakkabılar. Çünkü bu parçalar her dönemde işe yarıyor. Doğru bir ceket tüm görünümü toparlar, iyi bir fular sade bir kombine karakter verir, düz babet ise hem zarif hem de gerçek hayat için konforlu bir seçimdir.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Dior derdim. Çünkü feminenlik, zarafet ve güçlü siluetleri çok iyi bir araya getiriyor. Klasik ama modern bir duruşu var. Her dönemde şık kalabilen nadir markalardan biri.
Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?
Oldu elbette. Dönemsel olarak hepimizin denediği ama kendimizi tam yansıtmayan seçimler olabiliyor. Bence modada en önemli şey trend değil, kişinin kendine yakışanı bulması. Geri dönmemesi gereken trend derseniz: rahatsız ama “şık görünmek zorunda” hissettiren her şey.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Alexander Calder. Çünkü işlerinde hem matematik hem şiir var. Hareket, denge ve hafiflik hissini nasıl yarattığını yerinde görmek isterdim. Atölyesinin de en az eserleri kadar ilham verici olduğuna eminim.

Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?
Salvador Dalí . Zeki ve tamamen sıra dışı bir enerjisi vardı. Onunla geçirilen bir akşamın hem çok şık hem de unutulmaz derecede eğlenceli olacağını düşünüyorum. Bir yandan da onun yanında, Gala Dalí gibi ilham veren bir kadın olmanın nasıl bir his olduğunu merak ederdim.

Stil ikonunuz kim ve neden?
Cate Blanchett. Çünkü güçlü, zarif ve her zaman kendine özgü bir duruşu var. Trendleri takip etmek yerine kendi çizgisini koruyor. Aynı zamanda çok sade bir görünümü bile etkileyici hale getirebiliyor.
Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Katmanlı, sofistike, oyunbaz.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?
Mark Rothko eserlerinden biriyle yaşamak isterdim. Sessiz ama çok güçlü bir enerjisi var. Bazı eserler odaya sadece asılmaz, tüm atmosferi değiştirir. Rothko’nun işleri tam olarak bunu yapıyor.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
Paris ve İstanbul arasında bir yerde olurdu. Paris kadar rafine ve ölçülü, İstanbul kadar katmanlı, karakterli ve sürprizli. İkisinin birleşimi bana daha yakın geliyor.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Yine Rothko derim. Monochrome sadeliğin verdiği o güçlü ama sessiz etkiyi modaya taşımak çok etkileyici olurdu. Renk geçişleriyle derinlik yaratan, sade ama karakterli parçalar ortaya çıkardı. Abartısız ama çok güçlü bir ifade sunan bir dil olurdu.