Moda ve sanatın kesişiminde kişisel bir hafıza, güçlü referanslar ve zamansız bir stil… Lara Sayılgan, Elsa Schiaparelli ve Salvador Dalí iş birliğinden Yayoi Kusama’ya, ilham aldığı anlardan gardırobundaki yadigâr parçalara uzanan geniş bir perspektif sunuyor.

Lara Sayılgan, moda ve reklam fotoğrafçılığının yanı sıra son dört yıldır çağdaş fotoğraf sanatında Vision Art Platform bünyesinde eserler üretmektedir. Uzun yıllara yayılan kariyerinde modayla kurduğu yakın temas, onun görsel dünyasını ve stilini belirleyen en önemli unsurlardan biri. Sanat tarihinden beslenen, ancak trendlerden bağımsız bir duruş sergileyen Sayılgan; Helmut Newton’dan Ansel Adams’a uzanan ilham kaynaklarını, Yves Saint Laurent ve Ralph Lauren gibi tasarımcılarla kurduğu bağı ve sanatla iç içe geçen stil anlayışını samimi bir dille anlatıyor. Bu söyleşide Sayılgan, sanat ve modanın kesiştiği noktaları, hafızasında iz bırakan anları ve zamansız estetik yaklaşımını paylaşıyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?

Çok klasik olacak ama Schiaparelli ve Dali’nin ortak çalışmasının üzerine sanırım henüz geçilemedi. Cartier bunu bizzat onaylamış olmasa da Cartier Crash modeli de Dali tablosundan çıkıp saat görünümüne girmiş gibidir.

Birkaç sene önce Louis Vuitton’nun Yayoi Kusama ile gerçekleştirdiği işbirliği de çok ses getirmişti, bayıldım mı? Hayır, olmalı mı? Evet.

Dior’un da birkaç sene önce, Lady Dior’lar için farklı sanatçılara tasarlattığı çantalarda da gerçekten tablo gibi görüntüler çıktı özellikle Sophie Loeb’in tasarımlarına bayılmıştım ve çantalarla da inanılmaz uyumlu olduğunu düşünüyorum, ancak bunların hepsi çok popüler olduğu için ben çok sevemiyorum ama sanatsız bir dünya düşünemediğim için de sevmek istiyorum.

Rahul Mishra 2025 defilesinde, Gustav Klimt’in Adele Bloch tablosunu birebir yorumladığı bir elbiseyi sundu bence inanılmaz gözüküyordu.

Christian Lacroix’nın Vista Alegre ve Roche Bobois için tasarladığı sofra takımlarına hayranım, ilk karşılaştığımda bir yemekteydim ve tabağın arkasını çevirip bakmıştım inanılmaz yaratıcı bulmuştum.

Rahul Mishra’s Fall 2025 Couture collection

Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?

Ben o kadar çok şeyden ilham alırım ve heyecanlanırım ki saymakla bitmez ama ilk önemli heyecanım, Londra’da fotoğraf öğrencisiyken portfolyo dersinde hocamız yanılmıyorsam Victoria Albert müzesinin kütüphanesinden randevu alarak bize Ansel Adams’ın orijinal baskılarını göstermişti o kadar etkilenmiştim ki sonra çeşitli araştırmaları bahane ederek, hep o kütüphaneye gittim.

2010 yılında Berlin’de Helmut Newton müzesinin önünde de Stendhal sendromu yaşamıştım, güvenlik beni içeri almadan iyi olup olmadığımı sormuştu.  Yıllarca okulda örnek aldığımız bir devin dünyasına girmek beni çok heyecanlandırmıştı sanırım.

Tam olarak giyinmek olarak düşünmesek de , Peggy Guggenheim’ın Venedik’teki evi tam bir sanat kıskançlığı yaratacak türden bir ev; kendi satın alarak oluşturduğu koleksiyonun yanı sıra, arkadaşlarının onun için yaptıkları ve hediye ettikleri eserler, böyle bir evde yaşasam nasıl duygular içinde olurdum sorusunu sorduruyor insana, mesela Calder’in yatak başı gibi.

Moda sadece kıyafet değil aynı zamanda mobilya, bardak, kitap kapağı görseli bazen bir font da olabilir çünkü zamanın değişimiyle birlikte tüm kullandığımız objelerin şekil değişimi aslında modadır. Tabi bu sadece bir kısmı. Bu çok derin bir konu.

Peggy Guggenheim
Gümüş Yatak Başlığı, Alexander Calder

Stilinizde en çok hangi dönem etkili?

Moda ile dirsek temasında yaşadığım için -çünkü sanatçı kimliğimin yanı sıra 30 yıla yakındır Moda fotoğrafçılığı yapıyorum- görüntüm her zaman günceldir ve kendime özgü bir stilim olduğunu düşünüyorum, belli bir dönemden etkilenmiyorum. Kendi bedenime yakıştığını düşündüğüm bir stilim var bunu içinde bulunduğum ortamlara ve mekanlara göre yorumluyorum, mesleğimden dolayı da şanslıyım çünkü tasarımcılar ve moda editörleri arkadaşlarım. Örneğin set saatim sabah 03:00 de olsa, küpelerimi, yüzüklerimi, bilekliklerimi takarım, çok toz toprak bir mekan olmadığı sürece belli bir stilde sette olmak isterim. Sergilerin açılış günlerinde ve VIP gösterimlerinde de tasarım giymeye özen gösteririm.

Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?

Anneannemden kalan YSL ceketler, aileden kalan kürkler, inanılmaz sevdiğim Hüseyin Çağlayan elbisem, arkadaşım Cengiz Abazoğlu’nun benim için tasarladığı gece elbiseleri yine aile yadigarı takılar…

Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?

Buna Saint Lauren diye cevap vermek isterim ama köpeğimle parka gitmek, ya da bir yerde salaş bir kahve molası vermek için fazla iddialı ve şık bu araları daha günlük bir marka ile sürdürmeme izin varsa Saint Lauren eğer gerçekten pijamadan, gece elbisesine tek tasarımcıysa Ralph Laueren’den başkası kalmıyor ama benim için çok klasik.

Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu? Modada asla geri dönmemesi gereken bir trend var mı sizce?

Trendleri takip etmem, o yüzden beni çok ilgilendirmiyor ancak kadınların kadın, erkeklerin de erkek gibi görünmesini seviyorum. Moda kurbanı olmamak gerek.

Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?

Açıkçası bir sanatçının atölyesine girmek istemezdim ancak Picasso’nun Antibes’de evine Abidin Dino, Fikret Mualla, Avni Arbaş ve Ara Güler’i davet edip, pizza fırınında heykelleri şekil alırken neler konuştuklarını duymak hatta tepeden onları izlemek isterdim bu sohbetlerin bazılarında sanırım Nazım Hikmet ‘de varmış.

Zamansız bir davette, kavalyeniz olarak hangi sanatçıyı seçerdiniz?

Helmut Newton

Helmut Newton, Le Smoking, 1975
Yves Saint Laurent çekimleri.

Stil ikonunuz kim ve neden?

İlk stil ikonum ailemdeki kadınlar ,anneannem ve Maça Kızı Ayla ( büyük Teyzem) ile başlar, stili onlara benzediği için Elsa Peretti… Emanuel Alt günümüz modasını klasik parçalarla çok güzel birleştirdikleri için beğeniyorum, bunun dışında da çok beğendiğim kadın var ancak stil ikonum diyemem. Studio 54 zamanı Bianca Jagger ve benim için fazla bohem olsa da Jane Birkin sonuçta Birkin bag onun sayesinde dünyada bir ikon oldu, Filiz Akın ve yine çok klasik olsa da Jackie Kennedy. 2000 lerin başında Kate Moss ve Gisele. Son beş yıldır Victoria Beckham’ın her haline ve koleksiyonlarının çoğuna, ceket ve pantolon takımlarına bayılıyorum ve her daim zarafetiyle hafızalarımızdan çıkmayan Audrey Hepburn.

Elsa Peretti

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?

Eskiden daha “glam rock”tım yaş aldıkça klasikle moderni birleştiren birine dönüştüm. Feminenliği kaybetmeden maskülen zaman zaman avant garde olabilen bir stilim var.

Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, gerçekte taşınması mümkün olmasa bile, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu? Keşke benim evimde olsaydı” dediğiniz bir sanat eseri var mı?

Bu sorunun cevabı benim için uzun.

Öncelikle heykel hayranı olduğum için dev bir bahçede Leonardo ve Michelangelo’nun heykellerinin önderliğinde Rodin’le devam eden ve çağdaş heykel sanatına uzanan bir heykel dünyası yaratmak isterdim.

Hayatları boyunca partnerleri ya da eşlerinin gölgesinde kalan ama en az onlar kadar belki de daha yetenekli olan kadın sanatçıların eserlerinden oluşan bir duvar oluşturmak isterdim. Françoise Gilot (Picasso’nun uzun yıllar partneri), Camille Claudel (Rodin’nin uzun dönem sevgilisi), Lee Krasner (Jackson Pollock’ın eşi), Baroness Elsa von Freytag , Dora Maar (yine Picasso’nun bir dönem sevgilisi) gibi.

Dora Maar, 1937

Annemin büyükbabasının ve babaannesinin koleksiyonunda olan fakat yıllar içinde çeşitli sebeplerle maalesef ailemizden giden Fikret Mualla, İvan Ayvazovski, Osman Hamdi bey eserlerini tekrar alabilmek isterdim.

Son olarak rahmetli Haluk Akakçe ölmeden iki yaz önce bir kapak çekimi için Kusama’nın şemsiyesiyle poz verip, Singing in the Rain’i söylemişti ben de hem fotoğrafını hem de videosunu çekmiştim.

Kendisi için bu sarı şemsiye ve sarı çizmeler yaz demekti. Kusama’ya bu olayı anlatıp, Haluk’un elinde Kusama’nın şemsiyesi ile şarkı söylerken olan videoyu izletip kendisinden sarı noktalarla oluşan bir işi duvarıma almak isterdim, içine Haluk’un kendi çektiğim bu fotoğrafını ve videosunu yerleştirirdim.

Haluk Akakçe Fotoğraf: Lara Sayılgan

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?

Paris

Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?

Giacometti’nin insanlarını çok estetik bulurum, sanırım kıyafet tasarlasa inanılmaz estetik olurdu ve elbette giymek isterdim.