15 Nisan Dünya Sanat Günü vesilesiyle, Türkiye’de sanatın mevcut durumunu, yapısal sorunlarını ve geleceğini Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Denizhan Özer ile konuştuk.

Ayça Ortaer

Denizhan Özer; sanat eğitiminin yetersizliğinden genç sanatçıların desteklenememesine, uluslararası görünürlük eksikliğinden otosansüre kadar Türkiye sanat ortamının temel meselelerini kapsamlı biçimde değerlendirdi. Türk sanatının içinde bulunduğu tabloyu yorumlayan Özer, yapısal dönüşüm sağlanmadığı sürece kalıcı bir ilerlemenin mümkün olmayacağını vurguluyor.

Dünya Sanat Günü vesilesiyle bugünün Türkiye sanat ortamına genel olarak baktığınızda mevcut tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türk sanatı bugün nasıl bir dönemin içerisinde? 

Bugün 15 Nisan Dünya Sanat Günü. Güzel bir gün olarak düşünsek de çok , çok kötü bir zaman diliminden geçiyoruz. İçinde bulunduğumuz döneme baktığımızda ekonomik krizlerin, savaşların ve yoğun göç hareketlerinin yaşandığı bir süreci görüyoruz; böyle bir ortamda sanatın yol alması ister istemez zorlaşıyor. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde sanata ayrılan kaynaklar zaten çok az ve sanatla ilgili STK ların durumu da kötü. Devlet ve yerel yönetimler sanata, özellikle de nitelikli sanata yeterince kaynak ayıramıyor.

Kısacası her şeyden önce Türkiye’de bir kaynak sorunu var. Sanatın gelişiminin önündeki en büyük engellerden biri bu. Genel olarak sanat prodüksiyonlarına, sanat yapımına ve sanat alımına ayrılan bütçe çok. Bu başlı başına büyük bir problem. İkinci olarak, sanatın gelişebilmesi için toplumun sanatı tinselleşmesi, içselleştirmesi gerekiyor. Her hangi bir çocuk, doğduğu andan itibaren estetik ve sanatın olduğu ortamı içinde büyüdüğünde sanatı ekmek ve su gibi bir ihtiyaç olarak görmeye başlar. Bizde ise maalesef insanların sanatı içselleştiremediğini görüyoruz.

Çocuklar doğdukları andan itibaren estetikten yoksun çarpık kentlerde büyüyor, yeterince sanat eğitimi alamıyor, yada kaliteli sanat organizasyonlarına, sergilere vs ulaşamıyorlar. Onları geliştirecek, sanata bağlayacak etkinlikler, sergiler ve aktiviteler yetersiz. Okullardaki sanat dersleri çok sınırlı. Bu nedenle insanlar sanatı, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi temel bir ihtiyaç olarak görüp, hissetmiyor. Ülkemizde sanat, hayatın en son sırasına konulan, hatta çoğu zaman ihtiyaç olarak bile görülmeyen bir olgu.

Bu yüzden Türkiye’de çocuklara, gençlere ciddi bir sanat eğitimi verilmesi gerekiyor. Burada kastettiğim sanat okullarındaki eğitim değil; anaokulundan, ilkokuldan itibaren çocuklara sanatın sevdirilmesi için verilmesi gereken eğitim. Bununla ilgili programlar ve projelerin geliştirilmesi şart. Çünkü bunu yaptığımızda insanlar sanatı sevmeye başlayacak, onu bir ihtiyaç haline getirecek ve onunla ilgilenecekler. İleride sanatçı olmasalar bile sanatsever bireyler haline gelecekler ki bu da çok önemli.

Bir başka sorun ise Türkiye sanat ortamının kendi içine kapanmış olması. Bugün üniversitelerden yetişen çok sayıda genç sanatçı var ve bunlar bir şekilde sistemin içine dahil olmaya çalışıyor ama mevcut sanat ortamı onları yeterince kucaklayamadığı için dar alanında kısa paslaşmalar yapıyorlar. Uluslararası alana açılmış gerçek bir sanat ortamımız yok.

Gelişmiş ülkelere, özellikle Avrupa’ya ve Amerika’ya baktığımızda sanatın güçlü bir uluslararası ilişki ağı içinde yer aldığını görüyoruz. Peki bu nasıl oluyor? Devlet, yerel yönetimler, özel sektör ve STK’larla oluyor. Bunlar sanat organizasyonlarına, sanatla ilgili her şeye önem veriyorlar. Bunun sonucunda evrensel ölçekte bienaller, fuarlar, sergiler ve çeşitli sanat projeleri ortaya çıkıyor.

Bize baktığımızda ise maalesef hep kendi içimizde dolaşıyoruz, kendi kendimize dövünüyor, kendi içimizde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Uluslararası alanda etkili bir varlık gösterdiğimiz söylenemez. Bu durum Türkiye’deki sanatçıların yetersizliğinden kaynaklanmıyor; tam tersine, sanatı desteklemesi gereken devletin, yerel yönetimlerin ve özel sektörün sanata yeterince inanmamasından ya da onu yeterince tanımamasından kaynaklanıyor.

Bu nedenle Türkiye’de sanatın bugünkü durumunu iyi değil. Elbette bu girdaptan çıkmak mümkündür; ancak bunun için kısa, orta ve uzun vadeli ciddi programlar hazırlanması gerekiyor.

Son yıllarda genç kuşak sanatçılar uluslararası görünürlük kazanıyor. Sizce güncel Türk sanatı gerçekten yeni bir dil üretiyor mu? Yoksa küresel çağda sanat trendlerini mi takip ediyor?

Bence Türk sanatı her zaman olduğu gibi bugün de yurt dışını takip ediyor. Özellikle Avrupa’yı, Amerika’yı, yani Batılı ülkelerini izliyor, takip ediyoruz. Genç sanatçıların uluslararası görünürlük kazandığı konusunda ise çok emin değilim. Çünkü dünyada, “emerging art” dediğimiz genç sanatçıların piyasaya çıkmasını sağlayan ve üretim yapmalarını destekleyen çeşitli yapılar bulunuyor. Bunlar sanatçılara hibeler, destekler, burslar vs veriyor. Sanatçılara üretim aşamasında maddi manevi kurumsal destek veriliyor. Türkiye’de ise maalesef böyle bir sistem yok.

Genç sanatçılar burada çoğunlukla kendi başlarına üretmeye çalışıyorlar. Eğer olanakları varsa kendi imkânlarıyla, yoksa sağdan soldan bulabildikleri sınırlı  desteklerle yapıt üretmeye çabalıyorlar. Kurumsal anlamda genç sanatçılara maddi destek verecek yapılar, vakıflar, dernekler, şirketler vs  bulunmuyor. Bunun yanında onları teşvik edecek, dünyayla kıyaslayabilecekleri organizasyonlar da ülke içinde yeterince yapılmıyor.

Baktığımızda birkaç fuar var; bunların en önemlisi de Contemporary Istanbul. Zaman zaman genç sanatçılara yer veriyor. Ancak onu da yurt dışındaki örneklerle kıyasladığımızda oldukça yetersiz bir seviyede görüyoruz. Yurt dışını sürekli gezen ve genç sanatın gelişimini yakından takip eden biri olarak şunu net biçimde söyleyebilirim: Orada sanatçılara destekler veriliyor, yardımlar sağlanıyor. Yalnızca genç sanatçıların sergilerini yapan galeriler bulunuyor. Yerel yönetimler de kendi bünyelerindeki galerilerde ve çeşitli mekânlarda genç sanatçılara alan açıyor.

Ve bütün bu sistemlerde asıl bakılan şey, sanatçının yaptığı işi sürdürebilip sürdüremediği. Türkiye’de ise genç sanatçıların en büyük takıldığı nokta tam da bu. Özellikle maddi sorunlar nedeniyle, bir genç okulunu bitirdikten sonra uzun süre dayanıp üretimine devam edemiyor.

Yakın zamanda koleksiyoner Öner Kocabeyoğlu ile bu konu üzerine konuşmuştuk. Satın aldığı bazı genç sanatçılara ait işlerden söz ederken, o sanatçıların artık üretim yapmıyor oluşundan yakınıyordu. Bu aslında ortada duran çok net bir gerçek.

Çünkü genç sanatın gelişebilmesi için Türkiye’de yeterli maddi olanak yok. Onları destekleyecek, proje ürettirecek, bütçe ayıracak kurumlar yok; yerel yönetim, devlet desteği yok. Sağlıklı bir sanat eleştirisi ortamı da yok, doğru dürüst eleştirmen yok. Dolayısıyla genç sanatçılar mezun olduklarında tamamen kendi başlarına bir yol bulmaya çalışıyorlar.

Bu durum ne kadar sürdürülebilir, bilmiyorum. Ancak Türkiye’deki genç sanatçıların büyük bir çaba içinde olduklarını görüyorum. Fakat maalesef sistem nedeniyle bu çabaların önemli bir kısmı boşa gidiyor. Eğer gerçekten olağanüstü bir direnç gösteremezlerse ve içlerinde çok güçlü bir tutku yoksa, sistem tarafından elenip dışarıda bırakılıyorlar.

Bugün Türk sanatının en büyük çıkması sizce nedir? Türkiye sanat sahnesi şu anda en çok hangi eşikte zorlanıyor?

Bana göre bugün Türk sanatının içinde bulunduğu en büyük sorunlardan biri özgürlük sorunu. İçinde bulunduğumuz siyasi süreçten bahsediyorum. Birçok belediye başkanının, iş insanının ve farklı kesimlerden kişilerin gözaltına alındığı ya da tutuklandığı bir dönemde, sanatçılar da kendilerini tedirgin hissetmeye başladı. Çünkü insanlar zaten ağır ekonomik sorunlarla mücadele ederken bir de devletin güvenlik mekanizmasıyla karşı karşıya kalmak istemiyor.

Bu nedenle özellikle orta kuşak ve genç sanatçılar arasında —hatta bazı usta sanatçılarda da— güçlü bir otokontrol mekanizması geliştiğini görüyoruz. Sanatçılar kendilerine otosansür uyguluyor. Bu yüzden Türkiye’de sanatın en büyük sorunlarından biri bana göre otosansürdür. Ve bu durum, Türk sanatının gelişiminin önündeki en önemli engellerden biridir.

Düşünün ki çıplaklığın dahi çeşitli şekillerde hedef gösterildiği, siyasi söylemlerin ifade edilmesinin sakıncalı bulunduğu bir ortamdan söz ediyoruz. Bu atmosferde birçok sanatçının önüne görünmez engeller konuyor. Sanatçı cesaret gösterse bile, o işe destek verecek ya da onu sergileyecek kurumlar, bu tür yapıtların ortaya çıkmaması yönünde sanatçılara telkinde bulunuyor. Sanatçı da işini satamama, sergiye kabul edilmeme ya da görünürlük kaybetme endişesiyle kendisini frenliyor.

Elbette bunun dışında kalan, bireysel olarak cesur üretimler yapan, aykırı duran sanatçılar var. Ancak onların bu koşullarda ne kadar direnebileceği de ayrı bir soru işareti.

Bunun dışında Türkiye sanat sahnesinin en çok zorlandığı ikinci alan ise maddi sorunlar. Maddi sorunları çok önemsiyorum; çünkü ekonomik sıkıntılar yaşandığında her kuşaktan sanatçı —genç, orta kuşak ya da usta sanatçılar—kendisini dünya sanat piyasasında gösterme imkânı bulamıyor.

Oysa dünya sanat ortamına baktığımızda her kuşaktan sanatçının uluslararası alanda sürekli hareket hâlinde olduklarını görüyoruz. Bizde ise sanatçılar bu konuda çok büyük zorluklar yaşıyor. Bir sanatçının İngiltere, Fransa ya da Almanya gibi ülkelerde sergi açması son derece zor. Eserlerin taşınması, gümrük işlemleri, galeri organizasyonu gibi maliyetli ve karmaşık işleri kendi başlarına halletmeleri söz konusu olunca yapamıyorlar.

Birçok ülke bunu kurumsal biçimde organize ediyor; kendi kültür kurumları aracılığıyla sanatçılara destek veriyor, uluslararası görünürlük kazanmalarını sağlıyorlar. Bizde ise maalesef böyle bir yapı yok. Sanatçılar Türkiye’de öksüz ve yetim durumda bırakılmış gibiler. Arkalarında onları koruyacak, yönlendirecek, destekleyecek bir devlet ya da yerel yönetim mekanizması bulunmuyor. Her şeyi kendi başlarına yapmaya çalışıyorlar.

Bu nedenle ikinci büyük sorunun maddi koşullar ve olanaksızlıklar olduğunu düşünüyorum. Eğer bu iki temel sorun aşılabilirse, Türk sanatının büyük bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Çünkü tüm bu yokluğa rağmen bireysel çaba çok güçlü biçimde sürüyor. Ancak bu bireysel çabaların desteklenmesi, ülkenin kültür ve sanat hayatının gelişimi açısından hayati önem taşıyor.

Bugün 15 Nisan Dünya Sanat Günü’nü kutluyoruz; ancak çoğu zaman bunu yalnızca “kutlu olsun” diyerek geçiştiriyoruz. Gelişmiş ülkelerde ise Dünya Sanat Günü; büyük organizasyonlar, sergiler ve kamusal etkinliklerle kutlanıyor. Elbette bizde de çeşitli sergiler ve etkinlikler düzenleniyor, ancak onların yaptıklarıyla kıyaslandığında bu alanda hâlâ geride olduğumuz açıkça görülüyor.