Daniel Roseberry imzalı Schiaparelli Couture 2026 koleksiyonu, bedeni süslenen bir formdan çıkararak duygu, güç ve dönüşüm üzerinden yeniden tanımlayan karanlık ve sezgisel bir anlatı sunuyor.

İrem Öztürk

Paris’te ışıklar kısıldığında Schiaparelli podyumu bir defile alanından çok, bilinçaltının sahnesine dönüştü. Daniel Roseberry bu sezon couture’ü yalnızca estetik bir zirve olarak değil, bir duygu alanı olarak kurdu. Beden, doğa ve hayal gücü arasındaki sınırlar bilinçli şekilde silinirken, izleyiciye bakmaktan çok hissetmesi gereken bir koleksiyon bırakıldı.

Schiaparelli Couture 2026, zoolojik bir atlası andıran imgelerle açılıyor. Tül katmanlar ışığı pullu yüzeyler gibi kırıyor, omuzlardan yükselen organik formlar bir kuşun kanadını ya da bir akrebin kıvrılan kuyruğunu çağrıştırıyor. Burada kıyafet süs değil, bir varlığa dönüşme hali. Roseberry’nin dili açık: Siluet, bedeni taşıyan bir form değil, bedeni yeniden tanımlayan bir yapı.

“Isabella Blowfish” olarak adlandırılan görünüm, Schiaparelli’nin hacmi bir anlatı aracına dönüştürdüğü anlardan biri olarak öne çıkıyor. Gövde boyunca neredeyse cam gibi sakin ve şeffaf bir yüzey korunurken, etekte bir anda patlayan, kabaran ve bedeni çevreleyen dramatik bir genişleme başlıyor. Bu ani dönüş, bir balon balığının kendini tehdit karşısında büyütme refleksini çağrıştırıyor; elbise, bedeni yalnızca sarıp sarmalamakla kalmıyor, onu sahnede daha büyük, daha güçlü ve daha ulaşılamaz bir varlığa dönüştürüyor. Kırılganlık, transparan dokuların içinde açıkça görünürken, güç hacmin sert mimarisinde vücut buluyor. Zarafet burada yumuşak bir davet değil, bilinçli olarak çizilmiş bir sınır, izleyiciyle kurulan mesafeli ama etkileyici bir temas haline geliyor.

Koleksiyon boyunca hayvan referansları dekoratif bir oyun olmaktan çok uzak. Tül üzerine serpiştirilmiş kristaller balık pullarını andırırken, sırt boyunca yükselen spiral yapılar insan siluetini mitolojik bir forma taşıyor. Bazı görünümlerde omuzdan arkaya doğru uzanan kemiksi çıkıntılar, bedeni neredeyse başka bir türe aitmiş gibi yeniden kurguluyor. Couture burada bir kabuk değil, bir zırh.

Atölye işçiliği koleksiyonun sessiz ama en güçlü dili. Katman katman inşa edilmiş etekler, elle işlenmiş danteller, transparan yüzeylerin üzerine kurulan kristal ağlar, her parçayı giyilen bir kıyafetten çok ayakta duran bir yapı haline getiriyor. Bu siluetler taşınmıyor, taşınıyor gibi. Beden, elbisenin içinde değil, onun mimarisinin bir parçası.

Schiaparelli’nin sürrealist mirası bu sezon daha karanlık, daha bedensel bir forma bürünüyor. Elsa Schiaparelli’nin bir zamanlar oyunla ve zekâyla kurduğu o bilinçaltı dili, Roseberry’nin elinde duyguya ve sezgiye dayanıyor. Güzellik burada rahatlatıcı değil, dikkat kesilmeni isteyen bir şey. Biraz ürkütücü, biraz mesafeli, ama kesinlikle etkisiz değil.

Aksesuarlar tamamlayıcı bir detay olarak değil, karakterin bir uzvu gibi çalışıyor. Başın üzerinde yükselen metalik figürler bir taçtan çok bir totem hissi yaratıyor. Ayakkabı uçlarında beliren hayvan formları podyuma masalsı ama keskin bir iz bırakıyor. Her parça, görünümün anlatısına eklenen yeni bir cümle gibi.

Bu koleksiyonun bıraktığı his hayranlıkla sınırlı değil. İçinde bilinçli bir rahatsızlık da var. Schiaparelli bu sezon güzel olanın konforlu bir alan olmadığını hatırlatıyor. Güzellik burada bazen ağır, bazen dikenli, bazen de savunmada.

Schiaparelli podyumu bu sezon bir vitrin değil, bir yüzleşme alanı gibi çalışıyor. İçine baktığında yalnızca bir elbise değil, bedenle, güçle ve doğayla kurulan ilişkiyi görüyorsun. Roseberry couture’ü bir statü göstergesi olmaktan çıkarıp bir anlatı formuna dönüştürüyor. Her siluet bir karakter, her detay bir jest. Ve koleksiyon bir bütün olarak, modanın hâlâ yalnızca gösteremediğini, aynı zamanda hissettirebildiğini hatırlatıyor.