Çarşamba, Haziran 3

1970’lerde SANAT… MODERN SANAT’ın ÖYKÜSÜ…

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

1970’ ler demek, 20.yy’ın son otuz yılına girmek demek… 1970’ler demek, John Lennon’ın “İmagine” ile tüm insanlara barış ve eşitlik içerisinde yaşayacağımız bir dünyanın hayalini kurmamızı haykırması demek…

1970’ler demek, sanatın modern dünyadaki yeni ifadesi demek! Çağdaş sanat, 1900 lerden, II.Dünya Savaşı başlarına ve II.Dünya Savaşı sonundan günümüze uzanan bir zaman dilimi içerisinde iki ayrı bölüme ayrılır. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Kübizm, Dada, Konstrüktivizm, Sürrealizm gibi akımlar ile başlayan modern zamanlar, savaş sonrası Paris’ten Newyork’a geçen yeni sanat merkezleriyle yeni sanat anlayışını başlatır. Yeni dönem akımlarının tutkusu, sanatçının tam ve sonsuz özgürlüğe sahip olmasıdır. Sanat ve yaşam arasında iletişim kurulması, tuvallere sıkışıp kalmış sanat eserlerinin müzelerden özgürlüğe koşması, bu dönemin tek gayesidir artık. Sanat eserleri, doğaçlama ile yaratılan, tam bağımsız, taşınamaz, yeniden üretilemez ve ikinci kere tekrarlanamaz bir olgu içerisine girer. Batı sanatında, Wassily Kandinsky ve Piet Mondrian ile başlayan soyut resmin kökleri, yüzyıl öncesine dayanan dönemlerinde devrim yaratan bazı sanatçıların üzerine kuruludur. Paul Cezanne, ardından Kübizmin yaratıcıları Picasso ve Braque ile başlar modern sanatın öyküsü. Edward Munch’ün “Çığlık” ı duyulur sonra… Sanat eseri ile duyguların dışavurumunu bu başyapıtta buluruz. İşte modern resim sanatı, her şeyi söyleyebilme özgürlüğü, her şeyi yeniden yaratabilme özgürlüğüdür.

1960’lar sonrası, Pop Art ve Kavramsal sanat akımlarının temelini oluşturan Marcel Duchamp, geleneksel ve kabul gören sanat yöntemlerini ironi ile yıkarak “ready-made”i yaratmıştır. Her türlü nesnenin sanat eseri olabileceğini, “sanatı” yaşamın içerisine almayı başarabilmiştir. İşte 1970’ lerde sanat dünyası tümüyle yeni bir anlayış olan “Kavramsal Sanat” ile böylece tanışır. Sanatçının kendini ifade etme yollarının, mağara duvarlarına çizdiği resimlerden bugünlere getiren uzun bir yolculuğunun öyküsüdür bu. Artık sanatçılar, eleştirel bir yaklaşım ile kendisini, değişen toplum düzenini, tabiatı, tüm yaşamı sorgulayan, çağın hızlı teknolojik değişimleri altında ezilmeden hayatta kalmaya çalışan insanoğlunun mücadelisini yansıtacaklardır eserlerinde. Kavramsal sanat bize, gündelik yaşam konusunda soru sormayı öğretir. Önemli olan, sanat ve gerçek yaşam arasında köprü kurmaktır. Sanat dünyasının o güne kadar var olan geleneksel yöntemlerini yerle bir eden bu sanatçılar, “sanat” olgusunu yalnızca sanat yapıtı ile sınırlandırmadan, geniş bir kavram olarak ele almışlardır. 1970’li yıllara damgasını vuran bu sanat anlayışı ile Land Art, Kaligrafik Art, Happening akımları böylece ortaya çıkar. Land Art’ın temsilcilerinden Robert Smithson’ın, çağdaş sanatın daimi klasikleri haline gelen, ünlü yeryüzü eseri “Spiral Jetty” i, Utah’taki büyük tuz gölünün kıyılarında gerçekleştirmiştir. Christo ve Jeanne Claude çiftinin bu döneme damgasını vuran eseri ise Avustralya’da gerçekleştirdikleri “Paketlenmiş Kıyı” ile çağımız insanının yaşadığı doğaya karşı koruyucu duygularını geliştirmektir.

Yazar: Buket ŞAKARCAN

Paylaş