Çarşamba, Kasım 30

Bir Arşiv Projesi: 17. İstanbul Bienali

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Tüm planlaması pandemi sürecinde gerçekleşen ve yine pandemi nedeniyle bir yıl ertelenen 17. İstanbul Bienali şehrin en önemli ve ikonik yapılarında kapılarını açtı. Bienal için seçilen mekanlar yalnızca kendi mimari ve kültürel geçmişleriyle değil bulundukları mahallelerle kurdukları ilişkilerle de ön plana çıkıyor. Şüphesiz bienal mekanları arasında en çok ses getiren Çinili Hamam oldu. Mimar Sinan’ın bu eşsiz eseri yıllardır restorasyondaydı. 2023’te gerçekleşecek resmi açılışından önce ilk kez kapılarını bienal için açan Çinili Hamam, bienalin bir ayağını görmekten ziyade Sinan’ın eserini deneyimlemek isteyenlerin akınına uğruyor. Beyoğlu’ndaki Merkez Rum Kız Lisesi ve Çemberlitaş’ta yer alan Barın Han da bu bienalin en değerli mekanları arasında yerlerini aldılar.

Müze Gazhane
Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

17. İstanbul Bienali’nin bir teması yok. Kompost kelimesi ön plana çıkıyor ama buna bienalin teması demek doğru değil. Bu bienalde dünyadaki büyük ve çözümlenemeyen dertlerinin bir çoğu gözler önüne serilmiş durumda. İklim krizi de var yasa dışı madencilik faaliyetleri de. Kadın meselesi de işlenmiş ekonomik problemler de. İnsanlığın her geçen gün artan dertlerini bir arşiv projesi gibi ele alıyor 17. İstanbul Bienali.

Çinili Hamam
Fotoğraf: Murat Germen

Bienalin planlama aşaması pandeminin en etkili zamanlarına denk geldiği için küratörler ve katılımcılarla yapılan görüşmeler büyük oranda online olarak gerçekleşmiş. Bu süreçte eserlerin fiziksel olarak yer bulup bulamayacağı bile belli değilmiş. Neyse ki sadece bir yıl erteleme ile bienal fiziksel olarak gerçekleşebiliyor. Tüm bu koşullar bu bienalin sanatçılar, yazarlar, şairler mimar, radyo programcısı, balıkçı, aktivist, stand-up komedyeni, şef, etnomüzikolog, ornitolog, deniz bilimci, kukla ustası, müzisyen ve daha pek çok farklı alandan uzman ve araştırmacıların katıldığı bir projeye dönüşmesini sağlamış. Bunun bir arşiv projesi gibi ele alınması da beraberinde çok fazla yayını getirmiş durumda. Bu bienale yayınlar bienali de diyebiliriz.

Bu yıl bienalin en verimli mekanı Gazhane diyebiliriz. Her konuda birçok eserin tek mekanda görülebildiği yegane bienal mekanı Gazhane’de tüm süreci deneyimlemek mümkün. Özellikle iklim krizine yönelik işleri eski bir havagazı üretim tesisinde görmek çok etkileyici oluyor. En dikkat çeken işler ise Portekizli sanatçı Angela Ferreira’nın “Zip Zap Sirk Okulu”, Kadın Eserleri Kütüphanesi iş birliği ile ortaya konan “Hem Zemin / Hem Zaman”, Atıf Akın’ın Ermenistan sınırındaki bir nükleer tesise dikkat çektiği “Mutant Zaman” ve Orhan Telhan’ın İstanbul’un yok olan bostanlarına Langa üzerinden dikkat çektiği “Yenikapı’nın Müzeleri” diyebiliriz.

Angela Ferreira, Zip Zap Sirk Okulu. Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Angela Ferreira’nın Zip Zap Sirk Okulu, İstanbul Bienali için inşa edilmiş kırılgan, oldukça basit, tekerlekli bir çadır üzerinden sömürgecilik ve sonrası etkilerine dikkat çekiyor.

Merve Elveren – Çağla Özbek
Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Nepal Picture Library ile Feminist Bellek projesi arasında kurulan diyalog ile ilk adımları atılan Hem Zemin / Hem Zaman ise Merve Elveren ve Çağla Özbek’in Türkiye’nin ilk ve tek kadın merkezli kütüphanesinin arşivinde ana akım feminist anlatıların kıyısında kalan parçalara odaklanmayı hedeflediği bir tamamlanma projesi. 1990’dan bu yana Balat’ta faaliyetlerini sürdüren Kadın Eserleri Kütüphanesi’ni daha geniş kitlelere duyurmak adına çok değerli buluyorum bu işi.

Atıf Akın

Atıf Akın’ın Mutant Zaman başlıklı araştırma ve yerleştirmesi ise ne kadar kaygan bir zeminde hayatlarımızı sürdürdüğümüzü yüzümüze vuruyor. Zamanlar arası bir ilişkiyi vurgulamak amacıyla yapılan Mutant Zaman, Ermenistan Türkiye sınırındaki bir bölgeye odaklanıyor. Burası hem tunç çağından kalma bir sit alanı hem de yarı aktif ve tehlikeli bir nükleer tesis kalıntısına ev sahipliği yapıyor.

Orkan Telhan
Fotoğraf: Sahir Uğur Eren

Orkan Telhan’ın Gazhane bahçesindeki minyatür bostan yerleştirmesi “Yenikapı’nın Müzeleri” de bizi eski günlere götürüp bugünü çok acı bir şekilde sorgulatan bir eser. Langa’nın farklı yönlerinin uzamsallaştırıldığı bir temsil olan bu minik bostanın metabolik olarak biz izleyicilerin vücudunda sindirilmesini hedefleniyor.

 

Paylaş