2018’de Artkolik’te yayımlanan Levent Üzümcü söyleşisi, tiyatronun hayatındaki yeri ve oyunculuk disiplini üzerine yapılan değerlendirmeleriyle yeniden yayında…
Röportaj: Çisem Danacı / Fotoğraf: Aytekin Yalçın

Bir rolü neye göre seçiyorsunuz? Neye göre o kişi olmaya karar veriyorsunuz ya da vermiyorsunuz?
Öncelikle içime sinmesi gerekiyor. Projeler sadece rolden ya da oyundan ibaret olmuyor. Oyunu yönetenler, oynayanlar ve ekip bir bütün olarak çok önemli. O yüzden ekibe ve işe inanmam gerekiyor. Kariyerinizde belirli bir noktaya geldikten sonra insanlar zaten oyunu sürükleyecek başrol teklifleriyle gelmeye de başlıyorlar. Kısacası, ekibe ve işe olan inancımla karar veriyorum diyebiliriz.
Uzun zamandır televizyondan uzaktasınız. Bu tercihin kaynağı nedir? Televizyondan uzak olmak kariyerinizi nasıl etkiledi? Önümüzdeki dönem için bir televizyon projeniz olacak mı?
Uzun zamandır televizyonda olmamam bilinçli bir tercih değil aslında. Ülkemizdeki siyasi olaylar ve benim bu olaylar karşısındaki duruşum bunu biraz tetikledi diyebiliriz. Televizyonda olmamak kariyerimi olumsuz etkilemedi çünkü konservatuvardan mezun olduğumdan beri tiyatro yapıyorum. Ne televizyonla var oldum ne de televizyonsuz yok olurum. Şu an televizyon için bir proje yok. Sinema için de Zübük filminin olması gündemde.
Sinema ve televizyon alanlarında çalışmış olsanız da sizi daha çok tiyatroda görüyoruz. Tiyatronun sizin hayatınızda ve kariyerinizde nasıl bir yeri var?
Sinema ve tiyatro oyunculuğunun disiplinleri birbirinden farklıdır. İş ahlakı olarak tabii ki aynılar ancak teknik anlamda ikisi de birbirinden farklı işler. Ben de eğitimimi tiyatro üzerine aldım, bu yüzden benim için tabii ki tiyatro daha özel.
Tiyatro sahnesi hepinizin bildiği gibi er meydanıdır; sahnede kimse seni seslendiremez, rolün devamlılığını montajla sağlayamazsın ve tiyatronun oyunculuk gücüne ihtiyacı vardır. Tabii ki sinemada da vardır ama teknikleri birbirinden farklı olduğu için aynı noktadan bir değerlendirme yapmamız doğru olmaz. Tiyatro benim mesleğim; dolayısıyla herkesin mesleği hayatında neredeyse benim mesleğim de öyle, ne eksik ne fazla.
Los Angeles Film Okulu’nda Oyuncu Yönetmenliği eğitimi aldınız. Bu alanda birkaç çalışmanız da oldu. Oyuncu yönetmenliğine sizi iten ne oldu? Bu, size nasıl bir deneyim sundu? Bu eğitimin ve çalışmaların oyunculuğunuza etkisi nasıl oldu?
Aslında yönetmenlik eğitimi almaya gitmiştim ama çok pahalı olduğu için ben de oyuncu yönetmenliği eğitimi almak zorunda kaldım. Bu alanda birçok çalışmam oldu ve hâlâ oluyor ama bu özel bir çalışma olduğu için, çalıştırdığım kişilerin isimlerini belirtmemeyi daha doğru buluyorum. Çalıştıracağım kişiler konusunda çok seçiciyim.
Benim elimde sihirli bir değnek yok; oyuncu olmayan birini oyuncu yapabilmem mümkün değil. Oyunculuğa farklı bir açıdan bakmak isteyen oyuncularla çalışıyorum. Daha fazla insan tanıdım, farklı sektörlerden gelip oyunculukta başarılı olan insanlarla tanıştım. Yeni bir şey öğrendiğim için kendimi de tekrar tanıma fırsatı buldum ve farklı bakış açıları görmüş oldum. Her insanın role bakışı farklı çünkü. Bu meslekte herkes birbirinden bir şey öğrenebilir. Bana en büyük yararı da bunlar oldu.
“Hayatımın sonuna dek canlandırmaya devam edebilirim” dediğiniz bir rol oldu mu? Yoksa oyunculukta sizi cezbeden ‘uçuculuk’ ve ‘değişkenlik’ mi?
Olmadı ama her oyuncunun oynamak istediği roller vardır tiyatroda. İstenen rolleri hayal edebilmek için de çok tiyatro okuması yapmak ve tiyatro oyunlarını iyi bilmek gerekiyor. Bilmediğiniz oyunlardaki rolleri düşleyemezsiniz çünkü.
Aslında çok uçucu ve değişken değil. Ben Anlatılan Senin Hikayendir’i 180, Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı 60 kez oynadım, hâlâ da oynuyorum. Geçici bir şey değil kesinlikle. Her oyun farklı bir alan evet ama sürekli sahnede olmaya devam ediyoruz. Sizi tiyatro sahnesinde izlemiş ve hayatı boyunca unutmayacak insanlar olduğunu da unutmayalım.
Son oyununuz Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndan biraz bahsedebilir misiniz? Nasıl bir oyun izliyoruz? Siz bu projeye nasıl dahil oldunuz?
Bir Yaz Gecesi Rüyası kesinlikle özel bir iş. Günümüzde Shakespeare eserlerine çılgın ve konservatif yapıyı kıran yorumlar yapılıyor. Aleksandar bu oyunda bizim yine Shakespeare’in altındaki o çılgın yapıyı görmemizi sağladı.
Aleksandar’ın hem oyuncunun dış görünüşündeki plastiği hem de sahnenin plastiği ile ilgili çılgın ve son derece yenilikçi fikirleri var. Bu da senin içinde bulunduğun plastik oyuncu ve sahnedeki plastik için başka başka kapılar açıyor. Oyunculuğa bakışı farklılaştırıyor.
Biz klasik eğitim aldığımız için, örneğin Macbeth sahnelenecek dendiği zaman aklımıza hep taytlar, kılıçlar geliyordu. Yeni Avrupa Tiyatrosu; özellikle Almanya, Fransa, İngiltere ve Balkan ülkelerinde yönetmenler, oyuncular, sahne tasarımcıları artık o klasik mantığın dışında, günümüzle de özdeşleşen dünya klasiklerini işleyerek tiyatroya farklı bir soluk getiriyor. Bu da işi daha zevkli hale getiriyor.
Oyunun yönetmeni Aleksandar Popovski, Shakespeare’in bu klasikleşmiş oyununa nasıl bir yorum kattı?
İlginç bir yorum kattı diyebiliriz. Oyunun bir bölümü Atina’da, bir bölümü de Atina’ya yakın bir ormanda geçiyor. O ormanı kırmızı ağaçlardan düşündü ve ağaçların hepsi sahneye çubuk şeklinde asılmış; kapandığında yekpare ama açıldığı zaman derinliği olan, üç boyutlu hâle gelen perdelerden oluşuyor.
Ormanda yaşayan cinler, kral ve kraliçe kırmızıya bürünmüş bir şekilde oynuyorlar oyunu. Sadece kralın soytarısı beyaz giyiyor ama onun da üzerinde kırmızı bir gömlek var. Her oyununda olduğu gibi kadınlar için keskin hatlarda hazırlanmış siyah ve sarı renkte peruklar var. Bunun yanında kostümler ve dekor için çok düşünüldü. Masraflı ve zor bir oyun oldu ama oynaması çok zevkli.
Oyunda oldukça zorlu koreografiler görüyoruz. Bu süreç sizin için bedensel olarak zorlayıcı mıydı?
Bir oyuncu bedenini her zaman hazır tutmalı. Hem o sırada yaptığı iş için hem de gelecekte yapacağı işler için. Sahnede ters bir hareket yaptığınızda bedeli çok ağır olabiliyor. Ben İstibdat Kumpanyası oyununda yanlış bir adım atarak dizimin yan bağlarının yüzde 80 oranında kopmasıyla sonuçlanan bir kaza yaşadım.
Zor ve tehlikeli bir yerdir sahne. Bilmeyenler için sıkıntı yaratabilir. Sahneye çıkıp fotoğraf çektirmek isteyen seyircileri her zaman uyarırım; sahnede olmak kolay bir iş değildir.
Oyunda iki farklı rolü canlandırıyorsunuz: Oberon ve Theseus. Bu rollere hazırlanma süreciniz nasıl işledi?
Her aktörün oyunu çalışmak için bir stili vardır. Bazısı deliyi oynayacaksa akıl hastanesine gider, bazısı eşcinseli oynayacaksa eşcinsellerle vakit geçirir. Sivri rollerden bahsediyorum tabii burada.
Ben orman cin kralını oynuyorum, o yüzden danışabileceğim biri yok haliyle. Ama bu zaten benim tarzım da değil. Oynayacağım rollerle ilgili role uygun insanlarla görüşmem. Dışarıda rahatsızlık vermeden insanları, hareketlerini, davranışlarını izlerim ve her şeylerini detaylı bir şekilde incelerim. O yüzden içimde çok fazla insan biriktiriyorum. Role çalışırken de içimdeki bu insanlara danışmayı tercih ediyorum.
Teknoloji gelişiyor, politikalar değişiyor, toplumların kültürel algıları da dönüşüyor. Peki tiyatro özgürleşiyor mu, kısıtlanıyor mu?
Baskı ortamlarında insanlar daha fazla üretir, tiyatro daha fazla gelişir. Tiyatro tarihçileri yıllarca Orta Çağ tiyatrosunun karanlıktan ibaret olduğunu düşünüyordu. Ancak yapılan son araştırmalar, bu dönemin tiyatro tarihi açısından en verimli zamanlardan biri olduğunu ortaya koydu.
Buna örnek olarak, bakterilerin serin bir ortamdan alınıp 50 derece sıcaklığa maruz bırakıldığı bir deneyde, üreme oranlarının yüzde 80 arttığını söyleyebiliriz. Zor zamanlarda insanlar hayatta kalabilmek için daha çok çalışıyor ve daha üretken oluyor.
Kariyerinizde ya da kişisel olarak ulaşamadığınızı düşündüğünüz bir nokta var mı?
Hayatımı kariyer odaklı yaşamıyorum, o yüzden kendime çok büyük hedefler koymuyorum. İnsan gibi yaşamak ve mesleğimi yapmak istiyorum. Güzel işlerin içinde olmak istiyorum.
Televizyonda ve sinemada dezenformasyon yaşandığı için seyirci artık tiyatro sayesinde nefes almaya başladı. Seyirci sanatla iç içe olmak istiyor, sahte iş görmek istemiyor. Bu yüzden bizim de seyircimize daha kaliteli, daha samimi ve daha anlamlı oyunlar sunmamız gerekiyor. Benim en büyük hedefim bu.
İnsanların hayatına dokunmak… Örneğin bir çocuğun ya da bir gencin hayatında izleyeceği ilk oyunun Bir Yaz Gecesi Rüyası olması bizi çok mutlu eder.
Editör notu: Bu söyleşi ilk kez 2018 yılında Artkolik’te yayımlanmıştır.