Melda Kosif, stilini zamansızlık, sadelik ve kişisel konfor üzerinden tanımlarken; sanatla kurduğu bağı trendlerden uzak, tamamen duygusal ve ilham odaklı bir yerden ele aldığını paylaştı.
Artkolik’in Art+Style Q&A serisinin bu haftaki konuğu Melda Kosif. Sanat ve modayı zamansız bir sadelik üzerinden ele alan Kosif, trendlerden bağımsız, kişisel stilin ve duygusal bağın ön planda olduğu bir bakış açısını ortaya koyuyor.

En sevdiğiniz sanat-moda iş birliği hangisi? Bir sanatçının bir moda eviyle yaptığı çalışmadan sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Sanat/moda iş birliklerini çok yakından takip etmiyorum. Bazıları bana biraz fazla geliyor hatta, markayı hafifleştiriyor gibi hissettirenler de oluyor. Ama Kaws’un Dior ile yaptığı iş birliği ya da Monet’den ilham alan koleksiyonlar gibi çok güzel uyum yakalayan işler de var. Benim için daha heyecan verici olan ise bir gün kendi imzamı taşıyan bir şey yaratmak.
Bir sanat eserinin size ilham verdiği oldu mu? Bir sergiden çıkıp “Bunu giymek isterdim” dediğiniz bir an hatırlıyor musunuz?
Evet, Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu”… O tablodaki yumuşaklık ve naiflik bana çok yakın geliyor. Ben de o hissi kendi stilimde daha çok toprak tonları ve sade, net renkler üzerinden yansıtıyorum.
Stilinizde en çok hangi dönem etkili?
Belirli bir döneme bağlı değilim. Zamansız olanı seviyorum. Dönemlerden bağımsız, sade ve kalıcı parçalar bana daha yakın.
Gardırobunuzda yıllardır sakladığınız “zamansız” parçalar hangileri?
Pançolar, vintage çantalar ve kemerler benim vazgeçilmezlerim. Aynı zamanda takılarda da eskiyle yeniyi, modernle klasiği bir araya getirmeyi seviyorum. Benim için bir parçanın yılı ya da zamanı çok önemli değil; eğer bir şeyi seviyorsam uzun yıllar kullanırım.
Hayatınız boyunca tek bir tasarımcının parçalarını giyecek olsanız, bu kim olurdu?
Ralph Lauren diyebilirim. Zamansız, sade ve rahat bir çizgisi var. Moda olduğu için değil, içinde kendim gibi hissedebileceğim parçalar sunuyor.

Hiç pişman olduğunuz bir moda trendi oldu mu?
Trendleri çok takip eden biri değilim. Bana ait olmayan bir şeyi sırf moda diye giymek bana zaten uzak geliyor.
Bir sanatçının atölyesine girme şansınız olsa kimi seçerdiniz?
Michelangelo olurdu. Biraz klasiklerden gidiyorum ama onun dünyasına girmek isterdim. Çünkü o sadece bir sanatçı değil, bir zihin; hatta bir çağın kendisi gibi. Nasıl düşündüğünü, bir formu nasıl hissettiğini ve gerçeği nasıl dönüştürdüğünü anlamaya çalışmak… Bir anlığına bile olsa hayata onun gözünden bakabilmek benim için sadece bir deneyim değil, insanın kendi algısını yeniden kurduğu bir eşik olurdu.
Zamansız bir davette, kavalye olarak kimi seçerdiniz?
Zamansız bir davette Marlon Brando’nun o sade ama güçlü karizması çok yakışırdı. Ama beni gerçekten besleyecek biriyle oturacaksam, Van Gogh’un o yoğun ve kırılgan dünyasını merak ederdim. Ya da Michelangelo gibi bir zihnin içinde dolaşabilmek… Sanırım benim için önemli olan, sadece konuşmak değil, hissetmek ve başka bir bakış açısına dokunabilmek.
Stil ikonunuz kim ve neden?
Belirli bir stil ikonum yok ama Jane Birkin’in doğallığı, Kate Moss’un çabasız cool hali, Audrey Hepburn’ün zamansız sadeliği ve Kelly Rutherford’un rahat ama güçlü duruşu bana çok yakın geliyor. Brigitte Bardot’nun doğallığını da seviyorum ama benim stilim daha sade ve konfor odaklı.

Stilinizi üç kelimeyle tarif eder misiniz?
Konforlu, spor ve çabasız.
Hayal gücünün sınırlarını kaldırırsak, evinizde görmek isteyeceğiniz sanat eseri hangisi olurdu?
Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu. O yumuşaklık ve huzur hissini evimde de yaşamak isterdim.

Stiliniz bir şehir olsa hangi şehir olurdu?
Stilim bir şehir olsaydı Stockholm olurdu. Sade, net ve abartısız… ama içinde doğal bir yumuşaklık ve konfor var. Düz çizgilerde, toprak tonlarında, sade ama içten bir hissi olan bir stil.
Bir sanatçının işlerini giyilebilir hâle getirecek olsanız bu kim olurdu?
Mark Rothko diyebilirim. Onun katmanlı, yumuşak ve derin renk dünyası bana çok yakın geliyor.
Moda için değil, kendim için giyiniyorum. Tıpkı beğendiğim sanat eserleri gibi; moda olduğu için değil, ruhuma hitap ettiği için seçiyorum. Giydiklerimde de bana yakışanı ve içinde konforlu hissettiğim parçaları tercih ediyorum. Sürekli değişen trendlerin içinde kaybolmak yerine, sade ve klasik çizgimi korumak bana her zaman daha iyi hissettiriyor.
