Bedri Baykam’ın “Baykam on Picasso: Les Demoiselles Revisited” sergisi, sanatçının Les Demoiselles d’Avignon ile kurduğu ilişkiyi ve bu eser etrafında geliştirdiği üretimlerini bir araya getiriyor.
Nergis Kalkan
Bedri Baykam, Les Demoiselles d’Avignon ile kurduğu uzun soluklu ilişkiyi bu kez “Baykam on Picasso: Les Demoiselles Revisited” sergisinde izleyici ile buluşturuyor. Paris’teki ilk gösterimin ardından İstanbul’da Piramid Sanat’ta izleyiciyle buluşan sergi, sanatçının yıllardır zihninde dolaşan bir fikrin bugünkü karşılığı gibi. Baykam’la, Picasso’yla daha çocuk yaşlarda kurduğu bağdan “revisited” kavramının onun pratiğinde neye karşılık geldiğine, geçmişle bugün arasında nasıl bir hat kurduğuna uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik…

“Les Demoiselles d’Avignon” gibi modern sanat tarihinin kritik eserlerinden biriyle yeniden ilişki kurma fikri sizde nasıl ortaya çıktı? “Revisited” kavramını sizin pratiğiniz içinde nasıl tanımlarsınız?
Picasso’nun bu resmi hakkında ilk sunumu yaptığımda ortaokuldaydım. 1981’de yaptığım ünlü resmim “Fahişenin Odası”nı tasarladığım dönemde yine Picasso’nun bu resmi yaptığı yıl etrafında epey geziniyordum. Benim ilk başyapıtım olan o resim, Les Demoiselles d’Avignon’un bir “kuzeni”. Hâlbuki son yıllarda yaptıklarım bir nevi uzak bir ülkede oturan kız kardeşleri. Genel olarak eski ünlü ustaların resimlerini ele aldığım serilere 1989’da girmiştim… 1991 yılında “Gerçek Sahteler” (Real Fakes) isimli bir seri yaptım ve çok ilgi gördü. Yapıtlarını ele aldığım sanatçılar arasında yine Picasso’nun bu resmi ve onun dışında Delacroix, Géricault, Van Gogh, Balthus, Hopper gibi sanatçılar vardı.
2007 yılı Les Demoiselles d’Avignon’un 100. yılı olacaktı. “Aman Allah’ım, matmazeller 100 yaşında!” başlıklı bir sergi tasarladım. Yine Türkiye’den Hasan Bülent Kahraman, ayrıca Avrupa’nın ve Amerika’nın en ünlü eleştirmen ve sanat tarihçilerinden oluşan ciddi bir kadro oluşturdum. Ayrıca beş kıtadan ayrı ayrı beşer sanatçı seçerek 25 civarı sanatçıyla büyük bir sergi gerçekleştirmek istedim.
Bu serginin neden yapılamadığının tüm hikâyesi “Sistem Eleştirileri” kitabımda var ve yıllardır arada anlatıyorum; dolayısıyla burada tekrarlamayacağım. Ama özetle diyebilirim ki Türk müzeleri henüz o olgunlukta, o tecrübede değillerdi; rüştlerini henüz ispat etmemişlerdi. O yüzden yapılamamıştı.
Hedefim bu başyapıtı bütün bu sanatçılara yorumlatıp, bir küratör olarak “100 yıl sonra dünyayı tekrar bunun kadar etkileyebilecek, adeta bir deprem yaşatacak bir resim 21. yüzyılda mümkün mü?” sorusunu sormaktı. Tabii sergide kendim de ayrıca sanatçı olarak yer alacaktım. Yapılabilseydi Türk çağdaş sanat ortamı bütün dünyanın dikkatini çekmiş olacaktı; çünkü biz onlara bir sergi ve analitik düşünce ihraç etmiş olacaktık.
Maalesef Türk müzeleri hep işin kolayına kaçıp yurt dışından kabul edilmiş tarihî sanatçıları ve sergileri ithal etme lüksünü kullandılar. 2015 yılında bu fikrimin izlerini takip eden Amerikalı bir küratör, Michael Fitzgerald, Barcelona Picasso Müzesi’nde Picasso’nun çağdaş yorumları üzerine bir sergi açtı. Küratör beni sergiye dahil etti. Sonrasında hem açılışa hem basın toplantısına hem de sergi hakkında yapılacak panele konuşmacı olarak davet etti.
Son üç yılda ise yalnız bu konu etrafında bir sergi yapma fikri giderek içimde büyüdü. Zaten bu konuda resimler yapıyordum fakat onları topluca sergileyemeden koleksiyonlara giriyorlardı. O nedenle bu fikri takip ettim ve geçen yıl Mayıs-Haziran aylarında Paris’te iki ay süren bir sergi açtım. Bu yıl da serginin ikinci ayağını İstanbul’da, yarısından çoğu yeni resimlerle, bambaşka bir sergileme anlayışıyla tekrarlamaya karar verdim.
Ayrıca son bir yılda bu sergiyi de kapsayacak büyük bir kitap üzerinde çalıştım. Genç Picasso’nun bu devrimi nasıl yapmaya karar verdiği, hangi sanatçılardan etkilendiği, o dönemde hayatındaki kız arkadaşları, yazar arkadaşları, ressam arkadaşlarıyla birlikte neler yaşadığı gibi konuları ele aldım. Sonuçta üç dilde yayınladığımız harika bir kitap oldu. Kitap en az sergi kadar çarpıcı oldu, itiraf etmem lazım. Çok uğraştık ama değdi. Editörlüğünü Piramid ekibinin özenli desteğiyle Piramid Sanat’ın direktörü Öykü Eras yaptı.
Sergide resimlerin yanı sıra bisiklet, sehpa, çekmece, koltuk gibi objelerle bir iç mekân kurgusu oluşturuluyor. İzleyici de bunlarla beraber aktif ve performatif bir konuma yerleştiriliyor gibi. Bu yerleştirme fikri nasıl gelişti? Sergide izleyiciyi aktif bir konuma yerleştirme fikri kürasyon sürecinde nasıl şekillendi?
Bundan 39 yıl önce birinci İstanbul Bienali’nde “Yaşayan Sanat” başlıklı mekân düzenlemeleri sergiledim. 1987’deki Bienali görenler hâlâ o sergiyi anlatırlar. Çünkü Türk çağdaş sanatının şekillendiği ve dönüştüğü bir çıkış olmuştu. Mekân düzenlemeleriyle, müzikle, dekorlarla zenginleştirip izleyiciyi içine çeken bir anlayıştı…
1994’te Cannes’da Art-Jonction fuarında bu sefer çok iddialı ve birçok sahneyi içeren bir “Livart” düzenlemesi yapmıştım. En iyi sanatçı ve en iyi gösteri ödülünü kazanmıştım o fuardan. O tarihten itibaren arada kişisel sergiler veya fuarlarda bu sunumu farklı yaklaşımlarla tekrarladım. Mesela Buenos Aires Bienali ve Paris’te “Harem Entrikaları” sergilerimde, Kennedy cinayeti üzerine düzenlediğim “Dünyayı Değiştiren Sekiz Saniye” veya 68 kuşağı üzerine açtığım sergilerimdeki gibi…
Picasso sergisinin İstanbul’daki tekrarlarını yapacağımı bildiğimden beri, yine bu projenin Les Demoiselles d’Avignon üzerinden Livart için mükemmel bir fırsat olacağını derin bir şekilde hissetmeye başladım. Proje kafamda şekillenmeye başladı. Beynimin içindekiler yavaş yavaş kendini inşa etti.
Çoğu zaman yaptığım gibi Mehmet Kılıçel ile genel serginin sesini oluşturduk. Picasso’nun padişah olduğu haremin hamamında cariyeler kendi aralarında Türkçe, Sırpça, Fransızca konuşarak bir itiş kakış yaşıyorlar, hesaplaşmalara giriyorlar. İsteyen onu da dinleyebilir.
Bunun dışında kurduğum başucu komodinleri, sandıklar, valizler, atölye gereçlerinin yanı sıra başka kurgular var. Mesela bahsettiğiniz bisiklet, benim 8-11 yaşlarım arasında kullandığım bisikletim. Ben Picasso’yu o yaştan beri biliyorum ve takip ediyorum. İlk soruda da bahsettiğim gibi 12 yaşında, ortaokuldayken onun hakkında sunum yapmıştım.
Biz 1968’de İstanbul’a taşındıktan ve aradan 48 yıl geçtikten sonra o bisikletin bana nasıl geri döndüğü ise bambaşka bir hikâye. Bisikletimi, bir müzayedede bulduğu bir fotoğraftan tanıyan Ankaralı değerli koleksiyonerim Ahmet Şahin, Ankara’da bir antikacıda bu bisiklete rastlıyor ve bana hediye olarak alıyor.
Ya da sergideki sırt sırta vermiş o iki antika koltuk-sandalye karışımı nesne… Biri Batı’yı temsil ediyor, diğeri ise üçüncü dünyayı; yani o anda Picasso’nun çevresinde ve kimliğinde Afrika’yı. Normalde o dönemlerde hiçbir kesişme noktası olmayan iki ayrı dünya… Picasso iki ayrı kutup arasından kendine bir tünel, bir yol yaratıyor. Oradan başka bir senteze ve modernizme ulaşıyor.
Sergi açıldığından beri insanlar çok büyük bir iştahla geziyorlar. Hatta böyle bir sergiyi hayatlarında hiç görmemiş olanlar da var…
Bu seride kolaj, farklı yüzeyler ve katmanlı teknikleri bir arada kullanıyorsunuz. Farklı malzemeleri ve yüzeyleri aynı kompozisyon içinde bir araya getirirken nasıl bir yöntem izlediniz?
Bunu şöyle özetleyeyim: Profesyonel sanatçılığımın ilk yıllarından beri “karışık teknik” işler yapıyorum. Yağlı boya, akrilik, çini mürekkebi, sprey boya… Sonra buna yıllar geçtikçe kolaj eklendi, üç boyutlu kolajlar eklendi, yaşayan sanat mekân düzenlemeleri eklendi; daha da devam edebilirim: fotoğraf-resim ilişkisi, flörtü, sevişmesi, görülmemiş ilişkisi… veya video, her türlü dekor ya da happening.
Benim işim, doku uyuşmazlığı içinde bile birbirinden apayrı dünyaları birleştirmek, evlendirmek, kalıcı sürpriz ilişkilere sokmak. Kâğıt üstüne işlerden bu son sergide gördüğünüz yaşayan, nefes alan mekân düzenlemelerine kadar, sonuçta uyguladığım yöntem yarım asırdır inanarak uyguladığım ve kendi içinde adım adım gelişen teknikler.
Gerçekleştirirken büyük keyif alarak işini yapmak… İşte Les Demoiselles Revisited sergisini yaparken izlediğim yol da buydu… O büyük sergide siz bütün bu uzun yolculuğun sonuçlarını görüyorsunuz, parsasını topluyorsunuz.



