Pazartesi, Kasım 18

NİHAN YARDIMCI ÇETİNKAYA: ”Hayal kurarken bile mükemmeliyetçiyim.”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Nihan Yardımcı Çetinkaya, ‘Rönesansın Gizli Hafızası’ adını verdiği sergisinde Rönesans ve öğretilerine göndermeler yapıyor. Küratörlüğünü Dr. Öğretim Üyesi Hülya Kalyoncu’nun yaptığı sergi, hafıza ve düşüncelerde yer alan bilgiyle bilinçlere dokunarak izleyiciyi geçmişe dair bir yolculuğa çıkarıyor. Nihan Yardımcı Çetinkaya’yla hem sohbet ettik, hem de Kolan Holding sponsorluğunda Uniq Gallery’de 15 Ocak’a kadar ziyaret edilebilecek sergisini dinledik…

Röportaj: Sebla TANIK

”Rönesansın Gizli Hafızası” serginizi beraber gezdik. Seyirciden gelen tepkiler nasıl?
İşlerimin iyi bir kitleyle buluştuğuna, hakettiği ilgiyi gördüğüne inanıyorum. Sponsorumuz Koluman Holding’e de ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Ülkemizin geçtiği bu zorlu ekonomik dönemde, sanata destek konusu neredeyse kapanmış durumdayken, Koluman Holding’in yanımda olması ve destek vermesi beni çok mutlu etti.

Rönesans döneminin açıkça belirgin başarılarından biri, anatomi bilgisiyle insan bedeninin kusursuz gösterilmesi… İster istemez sizin mükemmeliyetçi bir sanatçı olup olmadığınızı merak ediyor insan?
İşlerimi yaparken de, gündelik hayatımda da, hatta hayal kurarken bile biraz mükemmeliyetçiyim sanırım.

Peki bu serginiz için bir rönesans sanatçısı gibi hareket ettiğiniz ve onlardan farklı tutumlar sergilediğiniz alanlardan bahsedebilir misiniz?
Rönesansın Gizli Hafızası sergimde, bu bahsettiğim mükemmeliyetçilik ve detayları gösterme yönüm açıkça var. Benim yaptığım daha çok bir sentez. O dönemin belli özelliklerini alıp kendimle harmanlayıp, günümüze uyarlayıp ortaya koyduğum bir hafıza çalışması. Benim belleğim rönesans için ne söylüyor, o dönemin belleğinde ne var, ben niye bu konuyu ele alıyorum? Kaybolan veya kaybolmaya yüz tutmuş semboller var. Rönesans denince hepimizin hatırladığı ve hatırlamadığı şeyler var. Hatırlanmayanlar da en az hatırlananlar kadar önemli ve varolmasını istiyorum. Buna bir vurgu yapmak istedim.

Evet, serginizi gezerken rönesansta var olan, ancak günümüzde var olmayan meyvelerden, hayvanlardan bahsedip bunları kullandığınızı söylemiştiniz…
Evren bir mutasyon halinde. Hiçbir şey varolduğu gibi kalmıyor. Ne hayvanlar, ne bitkiler ne de biz insanoğlu. Değişiyoruz, dönüşüyoruz… Şimdi mesela karın boşluğumuzda endokrin guddeleri yeni bir organ çıkarıyor. Belki bizim torunlarımızda, böbrek ve karaciğer arası yeni bir organ olacak. Hiçbir şey değişmeden durmuyor. Ama hafıza başka bir şey. Ben daha çok mobilyalardan yola çıktım. Örneğin bir işimde oğlak ve koç arası bir hayvan görüyorsunuz. Bu hayvanın kafası Sicilya’da daha çok papaz koltuklarının kolçaklarında, bronz heykellerde yer alan bir figür. Bu hayvan günümüzde yok. O döneme damgasını vurup, sonradan kaybolmuş bir hayvan. Onu geri getirip hatırlatmak istedim. Bir işimde, kiraz ve vişne arası bir meyve var. O dönemin heykellerinde, desenlerinde görüyoruz. Bugüne getirmek istedim.

Sizin bunlara ilginizi tetikleyen ne?
Babam arkeolog. Çocukluğumdan itibaren, kendi hafızamı sorgularken, genel bellekten de bir şeyler çıkarıyorum. Bir arkeolog çocuğu olduğunuzda günlük hayatınızın rutini oluyor bunlar. Onlardan etkilenmişim ve bugün de etkileri sürdürüyor üzerimde.

”Resimlerim bana ait değil”… Bu cümlenizi biraz açar mısınız?
Ben hiçbir şeyin, hiç kimseye ait olduğunu düşünmüyorum. Bir çanağın içindeyiz aslında. Bir çok şeyden etkilenebiliyorum. Özellikle bellekle ilgili çalıştığım için, bu tarz etkileşimlerim çok oluyor. Etkilenerek yaptığım iş için de, bana ait değil diye düşünüyorum dolayısıyla. Aracıyım, aradayım sadece.

Siz aynı zamanda bir iç mimarsınız. İki alanda edindiğiniz deneyimler birbirlerine nasıl perspektifler kazandırıyor?
İkisi arasında bir harmoni görüyorum. Elele gidebilen disiplinler. Hiçbir tezatlık yaşamadım, belki de yaşamak istemedim. Tabii ki baktığınızda perspektif, çizgi, dokular malzeme, malzeme merakı, sürekli deneysel bir şeyler yapma çabası tamamen iç mimarlıktan geliyor.

Malzemelerden bahsetmişken eserlerinizde kullandığınız malzemelerin organik olmasına özellikle dikkat ettiğinizi biliyorum…
Organik malzeme kullanmamın esas sebebi annemdir. Onu lenfomadan kaybettim. Tedavisi için Amerika’ya gittiğimiz dönemde doktorlar anneme ”Ressam mısınız?” diye sormuştu. Araba boyacılarında ya da ressamlarda çok sık görülen bir hastalıkmış, çünkü koku çok tetikleyici. Bu yüzden, alıp evine astığın işlerin sağlıksız olmaması benim için çok önemli. Mesela epoksi işleri çok tehlikeli buluyorum, poliüretan bazlı malzemeler güneş aldıkça çok tehlikeli hale geliyor. Artık günümüzde organik boyalara da çok rahat ulaşılabiliyor. Doğa zaten istediklerimizi bize veriyor.

Kalıcıklarında sorun olmuyor mu?
Hayır asla sorun olmuyor! İşin o kısmı sanatçının sorumluluğunda. Araştırmasını yapacak, deneyecek, malzemeyi tanıyacak, belki bir iş yapıp 10 sene satmadan süreci takip edecek. Ben malzemeden korkmam, malzemeyi severim ve ona zaman tanırım.

Yakın zamanda Art Basel Miami’de işleriniz sergilendi. Türkiye’den bir sanatçının uluslararası alanda önemli bir platformda yer alması çok mutluluk verici…
Birkaç gün için sanatın kalbinin aynı yerde attığı bir yerde olmak benim için de çok gurur verici. 22 işimi sergileyip, onları iyi bir kitleyle buluşturdum. Tanımadığım bir çok sanatçı ve koleksiyonerle tanıştım, farklı işler gördüm. Elimden geldiğince yurtdışındaki sanat organizasyonlarında yer almak istiyorum. 2015 yılında da Floransa Bienali’nde, bienal komitesi bana ulaşmıştı ve katıldığımda yurtdışında olmanın ne kadar önemli olduğunu ilk kez orada farkettim. Sanatçılar, kendi ana topraklarının dışında da bir şeyler yapmalılar. Başka işleri görebilmek, hakim olmak, başka sanatçılarla tanışmak, bütünsel bilgiye ve enerjiye erişebilmek için bu şart. Yalnızca Türkiye için konuşmuyorum, bütün dünyadan sanatçılar için gerekli bu.

Gelecek projelerinizden biraz bahseder misiniz?
Yine bir yurtdışı projem var. Dediğim gibi yurtdışı projeleri beni çok heyecanlandırıyor. İkincisi; tıpkı rönesans gibi yine sembolleriyle, kendine has vurgularıyla ayrı bir dönemi işleyeceğim. Şu an onun üzerine çalışıyorum. Light Box’lar, dijitaller gibi farklı teknikler kullanmak istiyorum. Dijitale doğmuş bir kuşak olmadığımız için sanat alanında buna hakim olmak zaman alıyor. Bunlara uyumlanmak da benim için önemli bir süreç olacak.

Paylaş