Cumartesi, Aralık 7

Serra Elçi; “Nefes, bir başlangıç ve bitişin simgesi…”

Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Yaşam Stratejisti Serra Elçi ile nefesin hayatımızdaki öneminden, kendimize belirlediğimiz limitlere, mutlu yaşamdan sanata uzanan bir çok konuyu ele aldığımız keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Serra Elçi kimdir? Bize kendinizden bahsedir misiniz? 

1974 yılının Mayıs ayında dünyaya geldim. Kendilerini, hayatı ve birbirlerini deli gibi seven bir çiftin kendini adadığı üç çocuktan biriyim. Mutlu olmayı öğrenerek ve şanslı olduğumuza şükrederek yetiştirildik. İlkokul, ortaokul ve lise hayatımı Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladım. Çok çalışkan ve başarılı bir öğrenciydim. Teşekkür aldığında takdir alamadı diye ağlayanlardandım. Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum. Uzun yıllar New York’ta yaşadım. Başta Mentorluk, Nefes ve Yaşam Koçluğu, Duygusal Zeka Koçluğu, Beyin Profilleri, İnsan Tasarımı Analizi, Meditasyon olmak üzere yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda eğitime katıldım. Kendimi bildim bileli öğretilen dogmalarla yetinmemiş, sorgulayan, araştıran ve çok okuyan bir yapıya sahibimdir. Şu an evli ve üç çocuk annesiyim.

Mesleğinizi seçmede etkili olan faktörler neler oldu? 

Ben mi mesleği seçtim meslek mi beni seçti orası biraz karışık 🙂 Olmaya geldiğin insanı olabilmek özellikle de günümüz insanı için büyük bir lüks. İnatçı ya da kararlı olduğumdan dolayı değil; benim açımdan aksi söz konusu olmadığı için alternatif bir yol oluşmadı. Yapmak için doğduğum işi yapabildiğim için şanslı olduğumu biliyorum.

16 yaşımda başladığım ve kendimi adadığım bu yolda şunu idrak ettim ki aydınlanmış bilinçlerin uyandığı tek bir gerçek var, o da başkaları yanarken sizin öylece oturamayacağınız. Sizin daha iyi olduğunuz daha iyi hissettiğiniz her an herkes iyi olsun iyi hissetsin istiyorsunuz. Bir yaşam stratejisti olarak eğitimimin alt tabanını koçluk oluşturuyor ve ben koçluğun, duruşu itibarı ile çok kutsal bir meslek olduğuna inanıyorum. Birçok yapının aksine kişinin gücünü yine kişiye teslim eden, onun cevaplarını ona bulduran kadim bir öğreti gibi. İlahi adalet diye göklerde aradığımız şey aslında hayatın her alanında ve tüm yaratımda mevcut. Dolayısı ile ‘hakikat’ söz konusu olduğunda aslına bakarsanız kimsenin kimseye öğreteceği bir şey yok. Ben, unutmuş oldukları gerçek kimliklerini hatırlatmak adına kanal görevi görüyorum. Her zaman dediğim gibi; klavuz olmaksa amaç yanmak pahasına ışık olmakla avunuyorum.

 

Nefesin hayatımızdaki önemi nedir? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? 

Aldığımız ilk nefesle geldiğimiz bu dünyadan son nefesle göçüp gidiyoruz. Nefes, bir başlangıç ve bitişin simgesi bana göre, sizce de öyle değil mi? Gezegen ebadındaki bu okulda, başlayan ve biten varoluşumuzun hikayesini aldığımız nefes ile yazıyoruz sanki… Hepimiz dünyaya doğal bir nefese sahip olarak geliyoruz. Ardından, içine doğduğumuz aile, yaş aldığımız topraklar, ait olduğumuz kültür gibi birçok dış etkenle yoğruluyoruz. İki yaşına geldiğimizde, ego bilincinin oluşması ile ortaya çıkan “ben” algısı “Bu dünyada biz de varız.” dedirtiyor bize. Kendi tercihlerimizi yapar, kendi kararlarımızı verir oluyoruz. Bu algı ile şekillenen ego bilinci nelere tutunmak istediğimizi nelerden kaçmak istediğimizi belirlemeye başlıyor. Zaten bu şekilde bütünün içinde birbirinden farklı bireyler haline gelmiyor muyuz?

Tam da burada tercihlerimize ulaşmak için nefesimize müdahale edebileceğimizi öğreniyoruz. Örneğin korku, stres, öfke hissettiğimizde kaçmak istediğimiz bu duygulardan ya da neşe, coşku, mutluluk hissettiğimizde tutunmak istediğimiz bu duygulara nefesimize yaptığımız müdahalelerle ulaşabileceğimizi keşfediyoruz. Bıraksak kusursuz bir işletim sistemi gibi çalışan vücudumuzda, hiçbir organın ya da sistemin işleyişine karışamadığımız gibi, solunum sistemine de karışamazken maalesef nefesimize müdahale edebiliyoruz. İşte ömür boyu bazı duygularda kalmak, bazılarından ise kaçmak için nefesimize yaptığımız bu sık müdahaleler, aslen doğal olan nefesimizi fonksiyonel olmayan limitleyici bir nefes haline getiriyor. Biz önce bu konuda bir alışkanlık geliştiriyoruz ardından da limitleyici bu nefes, bizim için bir davranış biçimi haline geliyor.

Nefes dediğimizde solunumu değil bir davranış biçimini anlatıyoruz. Bir beyin sapı refleksi olan solunumun mekanik ve kimyasal alt yapısının aksine nefes dediğimizde bizi sarmalayan bir enerji alanından bahsediyoruz. Diğer bir deyişle nasıl düşünüyorsak öyle nefes alıyor, nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz. Bunun için de nasıl nefes aldığımız, sağlığımızın yanı sıra tüm hayatımızı yönetiyor.

 

Ne tür limitlerden bahsediyorsunuz? 

Limitler derken kastettiğimiz düşüncelerimizdeki, duygularımızdaki, algımızdaki limitler. Hikayenin nasıl buraya vardığını geriye dönük izleyebilmekle beraber kurgunun da bunu desteklediğinin bilincindeyim tabii.

Yetişkin olma yolunda sayısız dış etkene maruz kalıyoruz. Yukarıda da saydığım gibi, içine doğduğumuz aile, yeşerdiğimiz coğrafya, ait olduğumuz sosyal çevre, gittiğimiz okul, kültürümüz ve en önemlisi de kültürümüzün desteklediği doğrular ile kınadığı yanlışlar gibi bizi şekillendirmesine izin verdiğimiz dış uyaranlar var. Bizlerin ise en büyük amacı mutlu olmak ve toplumda kabul gören, sevilen, sayılan sosyal bireyler haline gelebilmek. Kabulü, sevgiyi ve saygıyı kendimizde aramak yerine dışarda aradığımız için bu dış dünya uyaranlarının belirlediği doğru ve yanlışların ışığında, özümüzden uzak sanrı benlikler yaratıyoruz. Hatta ve hatta bu sanrı benlikleri öylesine benimsiyor, onları öylesine kendimiz zannediyoruz ki özümüzden bihaber bir ömür geçirenlerimiz bile var.

Hakikatten kopmuş, bu illüzyonu gerçek algılayan, yaratımdaki dualiteleri doğru ve yanlış, iyi ve kötü olarak kategorize eden tüm bilinçler için er ya da geç yaşam bir cehenneme dönüşüyor. Neden mi? Eksi hanesine yazdığımız, kötü dediğimiz, yanlış dediğimiz ne varsa hepsi kaçtığımız için kabusumuz oluyor. Hayatı bütün olarak kabul etmek yerine bir bölümünü kabul ettiğimiz, kendimize sadece bir bölümünü yaşamaya izin verdiğimiz ya da kendimizi sadece bir bölümünü yaşamaya layık gördüğümüz için bütünselliği bozulmuş, nakıs ve natamam bir hayat bizde de gayet tabii eksiklik hissi yaratıyor. Kendini eksik hisseden tüm bireyler kendini bütünlemek tamamlamak için yine çözümü dışarıda aramaya yöneliyor. Kendine eş arayan, dost arayan hatta en çok da bunu duyuyorum ruh eşini arayan insanlar dolu çevremizde. “Eşimiz dostumuz olmasın mı?” diyeceksiniz şimdi. Tabii ki olsun ama oldukları için olsun ve daha da önemlisi oldukları gibi olsun. Bizi bütünlemek ya da tamamlamak için değil. Birincisi buna muktedir değiller ve daha da önemlisi kendimizi ancak kendimiz bütünleyebiliriz. Bu da odağımızı dış dünyamızdan iç dünyamıza çevirmekle mümkün.

Kendine dönenleri bu yolculukta ilk karşılayanlar işte bu kalıplar oluyor. Kişiye ait tüm “…meli” ve ”…malı”lar… Limitleyen kalıplar… Böyle evlat olmalı, böyle eş olmalı, böyle kadın olmalı, böyle baba olmalı diyenler… Şimdi soracaksınız tabii peki ne olmalı diye 🙂 Cevap çok basit. Ne olmaya geldiyse o olmalı. Aksi istikamette atılan her adım sona atılan sonsuz adımlardan biri olmaya mahkum.

Limitleyici nefes alışkanlıklarına sahip olup olmadığımızı kendimiz anlayabilir miyiz?

Evet tabii. Gün içinde başka sebeplere yorduğunuz birçok semptom limitleyici nefes alışkanlıklarınızdan kaynaklanıyor olabilir. Baş ağrısı, yorgunluk, kilo problemleri, aşırı kaygılı olmak, depresyon, spor yaparken ya da merdiven çıkarken nefes nefese kalmak. Bu ve benzeri şeyler yaşıyorsanız bir nefes analizi yaptırıp limitleyici nefes alışkanlığınız olup olmadığına baktırmanızı öneririm.

Peki, doğru nefes almadığımızda ne tür riskler oluşabilir? 

Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki %90’a yakınımız, solunum kimyamızı bozacak nitelikte dis-fonksiyonel, yani işlevsel olmayan nefes alışkanlıklarına sahip. Genellikle yetişkinlerin deneyimlediği aşırı yorgunluk, migren, panik atak, depresyon, anksiyete, kilo sorunları ile son dönemde çocuklarda sıkça rastladığımız dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi iki yüzden fazla problem limitleyici nefes alışkanlığınızdan kaynaklanıyor olabilir.

İşinizin en sevdiğinizi yanı nedir?

İşime aşığım diyebilirim. Yeri, zamanı, günü, saati yok. Üretmek, yaşama insanlığa katma değer sağlamak çok değerli ve anlamlı benim için. Büyük çoğunluğu benim karşıma oturana kadar birçok şeyi denemiş oluyor. Denediğini başaramadığını düşünmüş kafası daha da karışmış olarak geliyor. Kendi güçlerini onlara geri vermenin, onları uyandırmanın, göz bebeklerinde umut ile onları göndermenin bana verdiği hazzı çok az şeyden alıyorum hayatta. Onlarla aramdaki ilişkinin ulvi olduğunu çok iyi biliyorum.

Bir Yaşam Stratejisti olarak sağlıklı ve mutlu bir yaşam için bize neler önerirsiniz?

Mutlu bir yaşam için en büyük önerim, mutlu olmaçabasından arınmak olur. Mutlu olmak adına gösterilen bu aşırı ve yapay efor, aslında mutsuzluğumuzun en büyük sebebi. Hayatı, bütünü olan tüm duygu ve düşüncelerle kabul etmek yerine onu parçalara ayırıp bir bölümünü kucaklamak, bir bölümünü reddetmek suretiyle yarattığımız, hakikatten uzak bu sanrı hayatlar mutsuzluğumuzun en temel sebebi. Mutluluk için bir tarif verin derseniz, zihnimizi geçmiş ve gelecek döngüsünden kurtardığımız, hakikatin sadece anda var olduğuna uyandığımız, doğru ve yanlış, iyi ve kötü gibi nice yargıların birer hikayeden ibaret olduğunu anladığımız bir yaşam öneririm. Coşkulu ve dengeli bir yaşam için zaman ve emek harcamayı tavsiye ederim.

Sanat sizin için ne ifade ediyor ?

Bana sorarsanız yaşamak başlı başına en büyük sanattır. Çünkü benim bakış açıma göre her şey sanatın bir formu. Sanat, varoluşumuzu en içsel ifade biçimimiz. Bir tuvalde ya da heykelde hayat bulan içimizdeki kainatın dışa vurumundan başka bir şey değil. Tam da yaratımın öz yapısı gibi sonsuz çeşitlilikte bütünün parçaları gibi.

Sanata ne kadar ilgilisiniz?

Sanata aşık bir ailenin çocuğu olarak doğan şanslılardanım. Anneannemin eniştesi, Dr. Ahmet Hikmet, Hoca Ali Rıza‘nın en yakın arkadaşı ve en başarılı öğrencilerinden biriymiş. Bu büyük üstadın yağlı boyalarına aşık olarak geçti gençlik yıllarım. Sanata duyulan aşkın genetik alt yapısı oluyor mu bilmiyorum ama ben her türüne hayranlık besleyerek yaş aldım.

Koleksiyonunu yaptığınız eserler var mı?

Koleksiyoner olma yolunda daha emekliyoruz diyebilirim. Ne mutlu bana ki bu konu da benim kadar hevesli, heyecanlı ve sanata ilgi duyan biri ile evliyim. Eşim ile programlarımızı sergileri, müzayedeleri kaçırmamak üzere revize edecek kadar takip ederiz. Topladığımız eserler modern ağırlıkta. Burhan Doğançay, Ahmet Güneştekin, Ergin İnan, Mustafa Ata, Devrim Erbil, Komet, Adnan Turani, Mehmet Gün, Mustafa Ayaz, Eda Baysal en sevdiklerimiz.

 

Paylaş