Nergis Kalkan

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV), zengin arşivinin önemli bölümlerini ilk kez kapsamlı bir seçkiyle izleyiciyle buluşturdu. “Tiyatro Hazinemizden” başlıklı sergi, Türkiye tiyatro tarihine yön veren kişi, belge ve olayları görünür kılarken aynı zamanda yıllardır eksikliği hissedilen “Türkiye Tiyatro Müzesi” ihtimalini de gündemde tutuyor. “Türkiye Tiyatro Müzesi’ni var edebilmek için yılmaksızın uğraşacağız” diyen TTV Kurucu Başkanı Esen Çamurdan, sorularımızı yanıtladı…

Soldan sağa: Ceren Uyan (Yardımcı Küratör), Esen Çamurdan (TTV Kurucu Başkanı ve Küratör), Aylin Erkan (Yardımcı Küratör), Sera Dink (Sergi Tasarımı)

Türkiye Tiyatro Vakfı (TTV) arşivinin bazı bölümleri ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Bu arşivi açarken sizi en çok zorlayan ya da en çok heyecanlandıran malzeme ne oldu?

Zorlayan malzemenin olduğunu pek söyleyemem ama heyecanlandırana gelince, heyecanlandırmayan yoktu ki! Bırakın sergiyi, vakfa bağışlanan malzeme geldiğinde ve yeni bir belgeye rastlayınca çığlıklar atıyoruz, birbirimize gösteriyoruz.

Sergiye gelince, Arif Erkin ile Atila Alpöge’nin videolarını “Genç Oyuncular” bölümünün merkezine yerleştirdiğimizde ya da Genco Erkal’ın “Ben Genco Erkal…” diyerek başladığı sözlü tarih çekiminden sesini duyduğumuzda tüylerimiz diken diken oldu. Aynı biçimde, 1930’lu yıllara dek uzanan turne fotoğrafları, sahne tasarımcılarımızın birbirinden yaratıcı çalışmaları, Rahşan Ecevit’in yazdığı oyunla birlikte Güner Sümer’e gönderdiği mektup… Her parça bizi duygulandırdı, heyecanlandırdı, daha da önemlisi sorumluluğumuzu daha çok duyumsattı.

‘Tiyatromuzun Direnç Dolu Öyküsünü Anımsatma ve Tanıtma Gereksinimi Duyduk’

Sicil defterleri, maaş bordroları, kurum içi yazışmalar… Hatta, Galatasaray Lisesi’nden Ergün Köknar’ın velilerine yazılmış bir mektup bile sergide yer alıyor. Arşivleme sürecinden biraz bahseder misiniz? Depo İstanbul’da sunulan seçkide karar kılma sebepleriniz nedir?

Her şeyden önce TTV arşivinin özelliğinin, -ki bu benim çok önemsediğim bir noktadır- çalışma belgelerinin, kişisel notların çokluğu olduğunu söylemeliyim.

Bize bağışlanan her türlü malzemeyi tasnifleyip kayda geçiriyoruz. Çağdaş arşivleme ölçütlerine uygun olarak kurguladığımız ayrıntılı bir envanter programıyla arşivi dijitalleştirerek kayıt altına alıyoruz. Şu anda elimizde, içinde Behzat Butak, Kani Kıpçak, Arif Erkin, Başar Sabuncu, Metin Deniz, Mücap Ofluoğlu gibi değerlerimiz olmak üzere 34 koleksiyon ve 9000 küsur veri bulunmakta, bir o kadarı da beklemekte. Kısacası, TTV’de Türkiye tiyatrosu açısından oldukça değerli malzeme birikti.

Depo İstanbul’da, tiyatromuzun öyküsünü anlatmak istedik. Bildiğiniz gibi tiyatro her zaman başkalarına öyküler anlatır, bu kez biz onunkini dile getirelim istedik. Elimizdeki arşiv belgelerinden yola çıkarak tiyatromuzun heyecan, direnç ve umut dolu öyküsünü bilenlere anımsatma, bilmeyenlere tanıtma gereksinimi duyduk.

“Tiyatro Hazinemizden” sergisiyle; Türkiye tiyatrosuna damgasını vurmuş bilinen ve/veya bilinmeyen ya da üstünde yeterince durulmamış kimi kişileri, oyunları, olayları, olguları toplumla buluşturmayı amaçlamaktayız. Hem tiyatro denilince oyun, prova, dekor makyaj, kulis gibi akla ilk gelenleri hem de hiç gelmeyenleri yani sicil defterlerini, maaş bordrolarını, kurum içi yazışmaları, mektupları… Kısacası, “Tiyatronun Arka Yüzü” nü bir arada sunmayı seçtik. Çünkü tiyatronun, görüneni ve görünmeyeniyle bir bütün olduğunu düşünüyoruz.

“Sözlü Tarih” ve “Konuşan Fotoğraflar” bölümü sergiye yaşayan bir boyut kazandırıyor. Bu yaklaşım nasıl ortaya çıktı?

“Sözlü Tarih”, bu tür çalışmalarda günümüzde sık başvurulan bir yöntemdir. Hem arşiv değeri vardır hem de -özellikle bizim açımızdan- bir tür sivil tarih oluşturmaya yarar. “Konuşan Fotoğraflar” bütünüyle TTV’ye özgü bir uygulama, müzemiz olduğunda daha kapsamlı olarak kullanmayı düşünüyoruz.

Şöyle çıktı ortaya: Bir gün, aynı zamanda benim eski arkadaşım olan bir bağışçımız vakfa geldi, sohbet sırasında getirdiği ve çoğu oyun sırasında sahneden çekilmiş fotoğrafları anlatmaya başladı. Ben de tiyatrocu olduğumdan sahnede, seyirci önünde yaşanmış olayları çok dinlemişliğim vardır. Söyledikleri çok ilginçti, gülünçtü de. Bunları ziyaretçiyle paylaşmak tiyatronun bir başka boyutunu ortaya koyacaktı, hemen durdurdum arkadaşımı ve anlattıklarını kayda aldım. O gün bu gündür bize emanet edilen kimi fotoğrafları bağışçılara anlattırıyoruz, tiyatronun bir başka yönü ortaya çıkıyor böylece, çok da keyifli oluyor.

‘Unutmamak, Unutturmamak Gerekir’

Genco Erkal, Ergun Köknar, Ümit Denizer gibi isimlerin belgeleri sergide önemli bir yer tutuyor. Bu isimlerin tiyatro belleğindeki rolünü nasıl tanımlarsınız?

Onlar ve sergide olanaklarımızın elverdiği ölçüde sunmaya çalıştığımız diğerleri ve daha niceleri tiyatro tarihimizde iz bırakmış kişiliklerdir. Unutmamak, unutturmamak gerekir. Bir de sözünü ettiğimiz sanatçıların toplumca pek bilinmeyen yönleri vardır; örneğin Genco Erkal, 1950’lere damgasını vuran ve içinden nice profesyonel sanatçı çıkaracak olan idealist amatör topluluk Genç Oyuncular’ın etkin bir üyesiydi. Ergun Köknar bölge tiyatrolarının oluşması için ciddi çaba harcamıştı. Ümit-Turgut Denizer kardeşlerin kurdukları çocuk ve gençlik tiyatrosu AÇOK’un başarı çizgisini günümüzde hiçbir topluluk yakalayamamıştır.

‘Kültür Yoksulluğu, İnsanın Çürümesinin En Önemli Nedenlerinden Biri’

Sergiye girdiğimizde, izleyiciyi “Bize Bir Tiyatro Müzesi Gerek” sloganı karşılıyor. Bir kültür mirası olarak tiyatronun kalıcı bir hafıza mekanına sahip olmamasını nasıl yorumluyorsunuz?

Göçebelikten kurtulamadık bir türlü. Kalıcılık umurumuzda değil. Biriktirmiyoruz, tutmuyoruz, savuruyoruz. Bir tek tiyatroda değil, her alanda benzer durumu yaşıyoruz. Gerçekten de müze sorunu, kültür ve sanat alanımızın acıklı konularından biridir ve özellikle tiyatroda önemli bir kültürel değer yitimine neden olmaktadır. Demek istediğim, kültür açısından da son hızla yoksullaşıyoruz ve kültür yoksulluğu insanın tükenmesinin, çürümesinin en önemli nedenlerindendir biridir.

Aslına bakılırsa sorun bir tek müze yokluğu değil; tiyatro mekânlarının yanması, yıkılması ya da dönüştürülüp işlevlerinin değiştirilmesi de aynı yoksulluk ve yoksunluğun bir sonucudur çünkü binalarla birlikte toplumsal belleğimiz de yok olmaktadır.

Şunu da eklemek isterim: Yeniden tanımlanmış biçimiyle müzecilik anlayışı toplumu kültürle, sanatla barıştırır. Bununla da yetinmez; insanları yan yana getirir, barış ve kardeşlik içinde ortak bir yaşam alanı sunar ve barışın inşasına, demokrasiye, toplumsal diyaloğa, adalete katkıda bulunur.

Osmanlı arşivlerine ulaşımda güçlük çektiniz mi? Sergide, Darülbedayi ve Şehir Tiyatroları’na dair, dergiler de dahil olmak üzere çok sayıda belge örneklerini gördük. Şehir Tiyatroları’ndan yeterince destek alabildiniz mi?

Herhangi bir arşive ulaşmada güçlük çekmedik çünkü kendi arşivimizden seçtiklerimizi sergiledik, yine aynı doğrultuda İBB Şehir Tiyatroları’ndan da destek beklemedik. Sıklıkla vurguladığımız gibi, bu TTV’nin arşiv sergisidir. Topluma, nelere sahip olduğumuzu gösterirken neleri yitirdiğimizi ve bu gidişle yitireceğimizi duyumsatmak istedik. Umarım başarırız.

Gerçekten de, eğer bir tek kişinin maddi ve manevi çabasıyla, beş yıl gibi bir sürede -üstelik küresel korona salgınını da içerir bu süreç- bu kadar arşiv toplanabiliyor ve bilimsel yöntemlerle kayıt altına alınabiliyorsa varın siz düşünün daha olanaklı koşullarda neler yapılabileceğini!

‘Türkiye Tiyatro Müzesi’nin Bir Provası’

Bu serginin TTV’nin gelecekteki projeleri için nasıl bir yön açtığını söyleyebilirsiniz? Bir sonraki adım ne olabilir?

Bu sergi, hayalini kurduğumuz Türkiye Tiyatro Müzesi’nin bir provası olarak değerlendirilebilir, daha doğrusu bu, özellikle bizim için sınama niteliğindedir. Müzemiz olsaydı hangi ziyaretçi profilini hedeflerdik?  Neyi, nasıl sergilerdik? Görsel-işitsel öğelerin kullanımı, açıklama yazılarının düzeyi vb., bu açıdan baktığınızda ziyaretçi yorumları, tepkileri geleceğin müzesinin biçimlenmesinde önem kazanmakta. Anlaşılacağı üzere, böyle bir etkinlikten sonra gerçekleşmesi gereken ilk proje Türkiye Tiyatro Müzesi olmalı doğal olarak. Ülkenin gidişatına bakılırsa bu oldukça zor görünüyor ama hiç belli olmaz, Türkiye şaşırtmacalar ülkesidir… Üst yapımız hazır, bize kapsamlı bir müze binasıyla altyapı sorunlarını karşılayacak bir kurum sponsoru gerekiyor.

Türkiye Tiyatro Müzesi kurulsa da kurulmasa da biz, arşivlemeye yönelik rutin çalışmalarımızı sürdüreceğiz: Sergi nedeniyle bu yıl şubat ayında başlayacağımız Yapı Kredi Kültür Sanat’taki “Tiyatromuzda Tarih Konuşmaları”nı, dijital platformda yayınladığımız “Ustalar Ustalarını Anlatıyor”u, “Arşiv Salı’sı”nı sürdüreceğiz. Çok önemsediğimiz sözlü tarihleri yeniden ele alacağız ve yine sergi nedeniyle yavaşlamış olan  envantere bağış kaydetme işlemlerini hızlandıracağız yeni ve eski gönüllülerle.

Ve Türkiye Tiyatro Müzesi’ni var edebilmek için yılmaksızın uğraşacağız.